Mr. Boom, Yanıt: Balina Evrimine Dair Harun Yahya’nin Çarpıtmaları

Uyarı: Bu sayfadaki yazılar kodoman’a ait olmayıp, Balina Evrimine Dair Harun Yahya’nin Çarpıtmaları adlı yazıya, bir başkası tarafından dışarıdan verilen cevaptır.

 

 
Makalede dergiye ait olduğu belirtilen geçiş türü sıralanmakta:

Pakicetus (50 milyon yıl önce > Ambulocetus (49 milyon yıl önce) > Rodhocetus (46.5 milyon yıl önce) > Procetus (45 milyon yıl önce) > Kutchicetus (43-46 milyon yıl önce) > Durodon (37 milyon yıl önce) > Basilosaurus (37 milyon yıl önce) > Aetiocetus (24-26 milyon yıl önce)

Hatta H. Y’nın bu şemaya itirazını da kodamanın web sitesinde bulabiliyoruz:

 

Alıntı:

Bu şemanın pek çok yanıltıcı özelliği vardır. Ancak öncelikle en temel olanını açıklayalım. Şemadaki ilk iki canlı, yani Pakicetus ve Ambulocetus, National Geographic’e göre birer “yürüyen balina”dır, ama gerçekte birer kara memelisi olan bu canlıları “balina” olarak tanımlamak, tamamen hayali hatta komik bir iddiadır.

Burada şuna da dikkat etmemiz gerekir. H. Y. demiş ki:

 

Alıntı:

Her ne kadar National Geographic yaptığı küçük çizim hileleri ile bu farklılıkları küçültmeye çalışmışsa da, canlıların fosilleri incelendiğinde, birbirlerine bağlanan “ara form”lar olmadıkları açıkça görülür

Yani “National Geoghrapicte ara form olarak gösterilen canlılar gerçekte ara form değildir, çizim hileleri ile birbirlerinin ara formları olarak gösterilmeye çaışılmıştır” demektedir. Colleteral’in dediği gibi, Pekicetustan hop diye Ambulocetusa atlamamış.

Buraya kadar söylenebilecek şey, colleteralin, kodamanın web sitesindeki bazı cümleleri bile kullanmamakta özen göstermiş olduğudur. Burada CIMBIZLA CÜMLE ÇEKME taktiğini görüyoruz.
——————————————————–
Dört ayaklı bir kara memelisi olan Ambulocetus’ta omurga, leğen
(pelvis) kemiğinde bitmekte ve bu kemiğe bağlı güçlü bacak kemikleri uzanmaktadır. Bu tipik bir kara memelisi anatomisidir. Balinalarda ise omurga kuyruğa doğru kesintisiz devam eder ve leğen kemiği bulunmaz. Nitekim Ambulocetus’tan 10 milyon yıl kadar sonra yaşadığı düşünülen Basilosaurus aynen bu anatomiye sahiptir. Yani tipik bir balinadır. Tipik bir kara canlısı olan Ambulocetus ile tipik bir balina olan Basilosaurus arasında ise hiçbir “ara form” yoktur.

Bu iki tür arasındaki farkların büyük olacağını zaten evrimde öngörmektedir. Ancak geçiş türleri tek tek öncülleri arasındaki farklar değerlendirildiğinde, evrimin öngörüsünün geçerliliği gözler önüne serilmektedir. Aşağıda bu geçiş türlerinin çizimleri yer almaktadır. Bu türlere ait fosillere buradan ulaşabilirsiniz. Leğen kemiklerine ileride değineceğiz.

Harun Yahya diyor ki arada sadece 10 milyon yıl var. Colleteral diyor ki “ara geçiş türleri var. O iki canlı arasında o kadar fark zaten olacak”. İşnize gelince bir canlının evriminin niye görülemediği sorusuna “yüz milyonlarca yıl sürmüş” diye cevap verip kıvırırsınız, işinize gelince 10 milyon yıl kadar bir sürede kara memelisini balinaya dönüştürürsünüz. Burada Darwin zihniyeti görüyorum. Ne demişti Darwin özetle: “Bir ayının balinaya dönüşmesinde hiç bir zorluk göremiyorum” Ben bunu daha önceden söylediğimde biyolojik terimleri bazen yanlış kullanmam dolayısıyla benimle dalga geçen Genomsaren “Çok komik, hangi evrim teorisi o” diyerek gülmüştü de, bilgisizliği ortaya çıkınca son gülen ben olmuştum.
Ha ayıdan balina çıkarmışlar, ha aşağıda resmi gösterilen Pakicetus’tan. Teori hala eski kafalı fikirlerle dolu… Yazık..


Pakicetus

————————————————————

Basilosaurus’un ve kaşalotun omurgalarının alt kısmında, omurgadan bağımsız küçük kemikler yer alır. National Geographic bunların “küçülmüş bacaklar” olduğu iddiasındadır. Oysa bunların bir başka fonksiyon taşıdığını ise dergi yine kendisi belirtmektedir: Sözkonusu kemikler Basilosaurus’ta “çiftleşme konumunu almaya yardımcı olmakta”, kaşalotta ise “üreme organlarına destek olmakta”dır. Zaten oldukça önemli bir fonksiyon üstlenmiş olan iskelet parçalarını, bir başka fonksiyonun “körelmiş organı” olarak tanımlamak, evrimci önyargıdan başka bir şey değildir.

İkincil, nispeten küçük bir işlev taşıması, onun bacak artıkları olduğu gerçeğini değiştirmez. Konumu, anatomik biçimi nedeniyle, bacak artığı olduğu ortadadır.

Nispeten küçük bir işlev değil, hayati bir işlev. Üremede yardımcı oluyor, bunun nesi küçük? İnsanların kulak kepçeleri eskiden uçmaya mı yarıyordu da şimdi ses topluyor? Güldürmeyin adamı. Bacak artığı falan değil o, H. Y’nın dediği gibi, bunu körelmiş organ diye tanımlamak evrimci önyargı göstergesidir.

Kaldı ki, Durodon gibi ardıllarından itibaren bu ayaklar işlevlerini tamamen yitirmiştir.

Görüldüğü gibi, bu artıkbacakların işlevini artık tamamen yitirmiş hali görülüyor. Aşağıda da günümüz balinalarından Kambur balinanın iskeletinin altında leğen kemiği(pelvis) artıkları görülebilir.

Balinaların leğen kemiği yoktur diyebilmek için, ya cahil olmanız, ya da art niyetli olmanız gerekir. Leğen kemiğinin bu hali alışı, art arda sıralanmış fosil kayıtlarıyla gün gibi ortadadır. Bu leğen kemiğinin hem işlevsiz, hem de körelmiş olduğunu belirtmeme gerek yoktur sanırım.

Burada benim anlamadığım bir şey var, Tiktaalik Rosea’de dediniz ki bu canlı sudan karaya geçişin kanıtıdır. (Tabi o da asılsız çıktı) Şimdi ne oldu da bu sefer hayvanlar karadan suya geçmeye başladı? ((: Canlılar madem sudan karaya geçti, o zaman da balinanın suda evrimleşe evrimleşe oluşması lazımdı. Yani bu balinalar evrimleşebilmek için, onmilyonlar hatta yüzmilyonlarca yıl önce canlıların sudan karaya sonra karadan suya evrimleşmesini mi beklediler? Biraz mantıklı düşününce hepsi çıkıyor ortaya. Demek ki bu sefer de farklı canlı iskeletlerini sıralamayı ve çizim hileleri yapmayı karadan suya gösterecek yönde yapıp bir değişiklik olsun istemişler ((:
Tiktaalik Rosea’nin ayak zannedilen yüzgeçleri aşağıda gösterilmiş:

İlk bakışta ayak gibi görünüyor. Bunu Coelecanth’ta da iddia etmişlerdi ve o canlıyı CANLI olarak bir kaç kez yakaladılar ve bir baktılar ki TAMAMİYLE BALIK ve ayak zannettikleri şeyler de TAMAMİYLE YÜZGEÇ. Peki bu evrim propagandası açığa çıkana kadar ne yapmışlardı? Bir sürü çizim sahtekarlıkarıyla “ayaklı balıklar” çizmişlerdi. Aynı şeyi balina masalında da yapıyorlar. Kanmayın.

Birde arka bacaklarla doğmuş bir yunusa bakalım.

Bu yunusta, kuyruklu doğan insanlar gibi, ayaklarla doğmuştur. Şimdi isterseniz elimizdekileri bir değerlendirelim.

Colleteral, gözüme mi inanıyım sana mı? Resmen ufak yüzgeç bunlar. Neresi ayak? Bu canlı bunlarla nasıl yürüyecek?

Fosillerle geriden günümüze doğru gelindiği taktirde, aşama aşama arka ayakların yok olduğunu görüyoruz.

Bu canlılar birbirinden evrimleşmedikleri, fosiller farklı farklı canlılara ait oldukları için öyle bir şey iddia edilemez.

Günümüz balina türlerinde leğen kemiği artıkları mevcut.

Onlar arkadaki ufak yüzgeci kullanmayı sağlıyorlar. Onlar da olmasa o yüzgeç kullanılamazdı. Bunu artık olarak değerlendirmek yanlış.

Arka ayaklarıyla doğmuş en az bir tane kayda alınmış yunus var.
Daha, nasıl bir nesnel kanıt talep ediliyor?

Yunusun öbür yarısı ve kaynağı nerede acaba? ((: Sen onlara bakınca nasıl ayak görüyorsun anlamadım.
Altı parmaklı insan doğmuyor mu? 6. parmak körelmiş organ mı?

Pakicetus ile balinalar arasındaki kulak ayrımını açık-seçik ortaya koymasıdır. National Geographic’in üstteki alıntısından sonra, doğal olarak iki kulak yapısı arasında geçiş formları olup olmadığına bakmak gerekir. Pakicetus’tan sonra sırada evrimcilerin “yürüyen-yüzen balina” dedikleri, ama aslında bir kara canlısı olduğunu incelediğimiz Ambulocetus vardır. National Geographic, Ambulocetus için şu ifadeyi kullanmaktadır:

Suda yaşamaya Pakicetus’tan daha yatkın olsa da, Ambulocetus da doğrudan kulaklarıyla işitiyordu.

Yani Ambulocetus’ta da bir “balina kulağına doğru evrimleşme” durumu yoktur.

Bu yukarıdaki resim, bir Pakicetus orta kulağı kemiğidir. Bunu inceleyen, balina filojeni uzmanı Dr. Hans Thewissen, “Çok güzel bir ara form”, “Bu, kara memelilerinin kulağının suya nasıl adapte olduğunu açıklıyor.” diyor[2] .

Bir başka deyişle, Basilosaurus, tipik bir balina kulağına sahiptir. Yani dış kulak kepçesiyle değil, çenesine gelen titreşimlerle etrafındaki sesleri algılayan bir canlıdır. Ve National Geographic’in evrim şemasında kendisinden önce yer alan Pakicetus ve Ambulocetus’un kulak yapısı ile, Basilosaurus’un kulak yapısı arasında hiçbir “geçiş formu” yoktur.

Bakalım o “olmayan geçiş formlarına”.

Soldan sağa, bir Kara Memelisi(Bushbaby), Pakistan’dan yürüyen-balina(50 milyon yıllık, Ichthyolestes), Hindistan’dan balina atası(45 milyon yıllık, Indocetus) ve çağdaş yunus.

Olmayanı bu ise… Yoruma gerek var mı? Çarpıtmalar daha bitmedi…

Evet colleteral, çarpıtmaların sınır tanımamış.

Bakın, üstteki resimde BUSHBABY isimli canlıyı görüyoruz. Colleteralin savunduğu balina evrimine ne kadar da uygun bir varlık değil mi? ((:

Bushbaby isimli canlının kulakyapısı nasıl olmuş da Ichthyolestes isimli yürüdüğünü zannettikleri balinanınkine dönüşmüş acaba? ((: Arada başka bir şey de yok? Gerisini yazmaya gerek yok zaten bunu gördükten sonra.

Harun Yahya bu konuda şöyle yazmış:

 

Alıntı:

Uzun ismi Pakicetus inachus olan bu soyu tükenmiş memeliye ait fosiller, ilk kez 1983 yılında gündeme
geldi. Fosili bulan P. D. Gingerich ve yardımcıları, canlının sadece kafatasını bulmuş olmalarına rağmen, hiç çekinmeden onun bir “ilkel balina” olduğunu iddia ettiler.
Oysa fosilin “balina” olmakla yakından-uzaktan bir ilgisi yoktu. İskeleti, bildiğimiz kurtlara benzeyen dört ayaklı bir yapıydı. Fosilin bulunduğu yer, paslanmış demir cevherlerinin de bulunduğu ve salyangoz, kaplumbağa veya timsah gibi kara canlılarının da fosillerini barındıran bir bölgeydi; yani bir deniz yatağı değil kara parçasıydı. Peki dört ayaklı bir kara canlısı olan bu fosil, neden “ilkel balina” olarak ilan edilmiştir ve National Geographic tarafından hala öyle sunulmaktadır? National Geographic bu soruya şu cevabı veriyor:
Diğer kara memelilerinde hepsi bir arada bulunmayan, fark edilmesi zor, küçük ipuçları; azıdişlerindeki diş uçlarının düzeni, orta kulakta yer alan bir kemikteki kıvrım ve kulak kemiklerinin kafatasındaki konumu 2
Yani sadece dişlerindeki ve kulak kemiklerindeki bazı ayrıntılar nedeniyle, bu dört ayaklı, kurt benzeri kara canlısı National Geographic tarafından “yürüyen balina”3ilan edilebiliyordu. Pakicetus’un evrimci illüstratör Carl Buell tarafından yapılan rekonstrüksiyon çizimine bir göz atmak bile, bu canlıyı “yürüyen balina” ilan etmenin mantıksızlığını göstermektedir. National Geographic’te sözü edilen detay özellikler, yani “azıdişlerindeki diş uçlarının düzeni, orta kulakta yer alan bir kemikteki kıvrım ve kulak kemiklerinin kafatasındaki konumu” ise, Pakicetus ile balinalar arasında bir ilişki kurmak için kanıt olamaz

 

Alıntı:

Kara memelileri ile deniz memelileri arasında öne sürülecek bir evrim senaryosunun, bu canlı grupları arasındaki farklı kulak ve burun yapılarına açıklama getirmesi gerekir. National Geographic de kullandığı gösterişli grafikler yardımıyla bu sorunu halletiği izlenimini vermeye çalışmıştır. Oysa bu izlenim aldatıcıdır.Önce kulak yapısını ele alalım. Kara memelileri, biz insanlar gibi, dış dünyadaki sesleri kulak kepçeleri ile toplar, orta kulaktaki kemiklerle güçlendirir ve iç kulakta sinyallere çevirirler. Deniz memelilerinin ise kulakları yoktur. Sesleri alt çenelerindeki özel titreşim algılayıcı duyargalarla duyarlar. National Geographic, bu ikinci duyma sisteminin ilk sistemden evrimleştiği iddiasındadır. Bunu, 161. sayfasındaki “İşitme Cihazları” başlıklı şemada ifade etmektedir. Bu şema, ilk izlenimde okuyuculara işitmenin kademeli bir şekilde evrimleştiği izlenimi verecek şekilde çizilmiştir. Oysa ortada hiçbir kademeli evrim yoktur, aksine kesin çizgilerle ayrılmış iki ayrı işitme sistemi vardır. National Geographic’in bu şemada kullandığı satırlara bir göz atmak bile bunu görmek için yeterli:Pakicetus… bu yürüyen balina, günümüz balinalarındaki orta kulağa doğru uzanan yağ yastığından yoksun; bu da hayvanın karasal niteliklerini koruduğunu gösteren bir ipucu. Sonraki balinalarda çene kemiği, yağ yastığıyla birlikte, sesleri algılamak üzere uyum sağlamıştır.Pakicetus’un tipik bir kara memelisi olduğunu, onu “yürüyen balina” olarak tanımlamanın “komedi” sayıldığını belirtmiştik. National Geographic’in üstteki mantığı da aynı derecede komiktir: Zaten bir kara canlısı olan Pakicetus’u önce “yürüyen balina” ilan etmekte, sonra da “hayvan karasal niteliklerini koruyor” demektedir. Bu, bir ineği “yürüyen yarasa” olarak tanımlayıp, sonra da “henüz kanatları yok, hala karasal özelliklerini koruyor” demek gibi bir şeydir. Bu, konunun bir yönüdür. Bizi burada ilgilendiren yönü ise, Pakicetus ile balinalar arasındaki kulak ayrımını açık-seçik ortaya koymasıdır. National Geographic’in üstteki alıntısından sonra, doğal olarak iki kulak yapısı arasında geçiş formları olup olmadığına bakmak gerekir. Pakicetus’tan sonra sırada evrimcilerin “yürüyen-yüzen balina” dedikleri, ama aslında bir kara canlısı olduğunu incelediğimiz Ambulocetus vardır. National Geographic, Ambulocetus için şu ifadeyi kullanmaktadır:Suda yaşamaya Pakicetus’tan daha yatkın olsa da, Ambulocetus da doğrudan kulaklarıyla işitiyordu.Yani Ambulocetus’ta da bir “balina kulağına doğru evrimleşme” durumu yoktur.
National Geographic’in şemasındaki üçüncü canlıya geldiğimizde bir anda büyük bir değişimle karşılaşırız. Yazı, üstteki alıntıdan sonra şöyle devam etmektedir:Sesler, Basilosaurus’un orta kulağına, alt çeneden gelen titreşimler halinde iletiliyordu.Bir başka deyişle, Basilosaurus, tipik bir balina kulağına sahiptir. Yani dış kulak kepçesiyle değil, çenesine gelen titreşimlerle etrafındaki sesleri algılayan bir canlıdır. Ve National Geographic’in evrim şemasında kendisinden önce yer alan Pakicetus ve Ambulocetus’un kulak yapısı ile, Basilosaurus’un kulak yapısı arasında hiçbir “geçiş formu” yoktur. Nitekim konu teorik olarak incelendiğinde, böyle bir geçiş formunun yaşamış olmasının imkansız olduğu da görülür: Kendi içinde mükemmel bir duyma sisteminden, tamamen farklı bir yapıya sahip bir başka sisteme kademeli evrimle geçilmesi mümkün değildir. Çünkü ara aşamalar verimli olmayacaktır. Yavaş yavaş kulaklarıyla duyma yeteneğini yitiren, çenesiyle duyma yeteneği ise henüz gelişmemiş bir canlı avantajlı değildir. Kaldı ki, sözkonusu “gelişme”nin nasıl sağlanabileceği sorusu da evrim teorisini çıkmaza sürüklemektedir. Evrimcilerin öne sürdükleri mekanizma mutasyonlardır ve canlılara genetik bilgi ekledikleri hiçbir zaman görülmemiş olan mutasyonlar sonucunda, deniz memelilerinin son derece kompleks algı sistemlerinin ortaya çıktığını ileri sürmek, akla aykırıdır

———————————

Benzer bir durum National Geographic’in “kayan burun” hikayesi için de geçerlidir. Dergi, Pakicetus, Rodhocetus ve günümüz gri balinasına ait üç kafatası iskeletini alt alta dizmiş ve bir “evrim süreci” oluşturduklarını ileri sürmüştür. Oysa üç fosilin, özellikle de Rodhocetus ve günümüz balinasının burun yapıları, aynı serinin ara formları olarak kabul edilemeyecek kadar farklıdır.

Dahası nefes deliklerinin burundan enseye doğru “yürümesi”, sözkonusu canlıların anatomisinde çok ciddi bir “yeniden dizayn” gerektirir ki, bunun rastgele mutasyonlar yoluyla sağlandığına inanmak, hayal kurmaktan başka bir şey değildir.

Bakalım o dizilen fosiller neymiş.

Sanırım Harun Yahya’dan “yeniden dizaynlar gerektiren” durumları istemek adil olacaktır. Tabii Harun Yahya, yazılarında karşıt iddiaları sadece “bilinmesini” istediği kadarını aktardığı göz önüne alınacak olursa, bu talep gerçekleşmesi imkansız bir hayaldir desek yeridir.

Şu cümleyi tekrar oku istersen:

 

Alıntı:

Benzer bir durum National Geographic’in “kayan burun” hikayesi için de geçerlidir. Dergi, Pakicetus, Rodhocetus ve günümüz gri balinasına ait üç kafatası iskeletini alt alta dizmiş ve bir “evrim süreci” oluşturduklarını ileri sürmüştür. Oysa üç fosilin, özellikle de Rodhocetus ve günümüz balinasının burun yapıları, aynı serinin ara formları olarak kabul edilemeyecek kadar farklıdır.

Colleteral, o burun delikleri oraya nasıl geldi? Niye yer değiştirdi bana açıklar mısın? Bu delikler, bahsettiğin şekilde evrimleşmiş olsaydı eğer, burun deliği sadece o 3 noktada olmaz, kafaya geçene kadar sayısız yerde olurdu. Ama elinde böyle bir fosil var mı diye sorsam sana, alacağım cevap belli.
Bir başka şey ise, sen sadece deliklerin yerlerini göstermişsin.
1)Bu canlılar hangi tarihlerde yaşamışlar? Evrim şemasındaki gibi birinden sonra diğeri mi meydana gelmiş yoksa aynı anda birden fazlası veya hepsi dünyanın aynı ya da muhtelif bölgelerinde yaşamakta mıydı? Önce bu soruy cevap vermelisin.
Bu konuda Harun Yahya da şöyle demiş:

 

Alıntı:

Asbyl L. Camp, paleontoloji kaynaklarına dayanarak konuyu şöyle açıklar:Standart sınıflamada, Pakicetus inachus geç Ypresian dönemine dahil edilir, ama çeşitli uzmanlar bu tarihin gerçekte erken Lutetian devri olabileceğini belirtmektedirler. Eğer daha genç olan bu yaş (erken Lutetian) kabul edilirse, o zaman Pakicetus’un yaklaşık olarak, Rodhocetus ile, yine Pakistan’da bulunmuş bir erken Lutetian fosili ile çağdaş olduğu sonucu çıkacaktır. Dahası, Pakicetus ile aynı tabakada ama 120 metre yukarıda bulunan Ambulocetus’un yaşının da Pakicetus ile aynı oranda yukarı alınması gerekecektir. Bu, Ambulocetus’un Rodhocetus’tan ve muhtemelen Indocetus’tan ve hatta Protocetus’tan daha genç olduğu sonucunu doğuracaktır. 10Kısacası, National Geographic’in hayali bir “evrim şeması” içinde ardarda dizdiği canlıların gerçekte hangi tarihlerde yaşadıkları konusunda iki farklı görüş vardır. Ve ikinci görüş kabul edildiğinde, National Geographic’in “balinaların karada yürüyen ataları” olarak gösterdiği Pakicetus ve Ambulocetus fosillerinin, gerçek balinalarla aynı yaşta, hatta daha da genç olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Yani geriye hiçbir “evrim şeması” kalmamaktadır. National Geographic bu sorunu tamamen göz ardı etmiş ve sadece kendi tezine uygun gelen görüşleri kullanmıştır. Bu, kuşkusuz, bir bilim yöntemi değil, propaganda yöntemidir.

2) Burnun sadece deliği yer değiştirmiş olamaz, vücutta solunum sisteminin de sürekli ona göre şekillenmesi gerekir. Bu sistem nasıl şekillenmiş açıklar mısın? Harun Yahya’nın kulak örneğinde verdiği gibi, solunum sisteminin de şekli değişirken canlı milyonlarca yıl tam şekillenememiş, ne idüğü belirsiz bir solunum sistemine ve benzerlerine sahip olacaktı ve bu da canlı için dezavantajdı. Hem kulak hem burun hem de diğer organlar değişim içindeyse eğer, bu canlı nasıl rahat yaşayacaktı bana onu da açıklar mısın?

Harun Yahya’nın yaptığı çarpıtmaları bir sıralıyalım.

Değerlendirilmelerinde sürekli olarak aradaki türleri görmezden gelip (böyle bir şeyin olmadığından yazının başında bahsettim, burada colleteralin çarpıtmasını görüyoruz), zincirin en başıyla- en sonunu değerlendiriyor. (Colleteral’a kalsa öyle)

Halbuki aradaki türlerde, bahsettiği şeylerin çoğunun evrimsel süreci görülüyor. (Hayır evrimsel süreç değil, keyfiyete göre hangi canlıların iskeleti uygun görüldüyse onları ardı ardına dizme hilesi görülüyor)

Balinaların “imzası” niteliği taşıyan bir yapıyı küçümseyerek, hatta geçiş sürecinin tutarlılığını saklayarak, kendi hükmünü nesnel delillerin üstünde tutuyor. (Aslında geçiş sürecinin tutarsızlığını en basit kulak ve burun örnekleriyle bile göstererek, herkesin içinden çıkamayacağı konuları dahi herkesin anlayacağı netlikte ortaya koyuyor. Balinaların arka yüzgeçleri de körelmiş ayak değildir.)

Sürekli olarak, bahsi geçen süreçlerle alakasız analojiler sunarak demogoji yapıyor. (Biraz daha Türkçe konuşabilir misin? Evrimcilerin, insanları inandırmak için bir sürü latince isim kullanmasını hatırladım birden.)

Yaptığı alıntıları, kendi istediği şeyi anlatır gibi sıralayıp sunmaktadır… (Bunu senin yaptığını bu mesajında görmüş oldum)

Karşıt tarafın iddialarının dayanaklarını çoğunlukla, ya belirtmemekte, ya da kısmen, kendi çarpıtabileceği kadarını belirtmekte.
Ve, toplamda makalenin sadece küçük bir kısmını”değerlendirmiş” olsa da, tamamını “değerlendirmiş” gibi sunmakta.
Taktir sizin…
(Ben senin neler yaptığını bu mesajda gösterdim. Taktir izleyenlerindir..)

Unutmadan, National Geographic dergisinin bir sahtekarlığını daha gösteriyim:

National Geographic’in Ambulocetus çizimi.
Canlının fosili böyle değil ama uyanıklar gidip arka ayakları çizim sahtekarlığıyla arkaya dönük çizip, parmaklarının arasına da perdeler eklemişler yüzsün diye. Gel de gülme.

Bu da eğlence için.. National Geographic’ten alınmış ilginç bir pasaj:

 

Alıntı:

… Bu civarda bulunan balinaların bazı atalarını gözümün önüne getirmeye çalıştım… Her kuşakta giderek kısalan ve çelimsizleşen arka ayaklarını kullanarak şapıdık şapıdık hareket etmeye çalışıyorlardı… Bir yandan arka bacakları, diğer yandan da, gövdelerini destekleyen kalça kemikleri giderek küçülüyordu… Boyun kısaldı, böylece gövdenin ön kısmı, suyu en az dirençle yarıp geçmeyi sağlayan boru biçiminde bir denizaltı gövdesini andırır bir şekle girerken, kollar da dümen biçimini almaya başladı. Dış kulaklara duyulan ihtiyacın azalmasıyla, bazı balinalar sudaki sesleri doğrudan altçene kemikleriyle algılayıp özel yağ yastıkları üzerinden içkulağa iletiyorlardı.

Benim burnuma Lamarck kokuları gelmeye başladı.. ((:

Reklamlar

6 Yanıt to “Mr. Boom, Yanıt: Balina Evrimine Dair Harun Yahya’nin Çarpıtmaları”

  1. Necati Says:

    Gayet güzel bir yazı.Birinin bu sapkınlara cevap vermesi gerekti zaten.

  2. aort Says:

    çok süper bi yazı.

  3. mr.boom Says:

    edit: Flood nedeniyle silinmiştir: Yoruma buradan ulaşabilirsiniz. Hatırlatma: Aynı yorumu iki kez atınca daha etkili olmuyor.

  4. harunun motorlarını sevmeyen ölsün:)) Says:

    mr. boom gerizekalılığın kanıta muhtaç değil… bak… kanıta ihtiyaç duymadanl..aort .. yada senin ikinci halin..de aferin… demiş sana… bir aferinde ben diyorum.. sana…

    yav… bu harunun nurlu bokları… ne güzel zeki zeki.. pırıldıyorlar… kodoman teşekkürler.. yahu sanada…

    geç keşfettim.. blogunu… islamcılar böyle karaktersiz.. yüzsüz ve pişkindirler… aldırmayacak.. aslanlar gibi geçireksin…bunlara…. çarpıtmanın… allahına iman ettiklerinden…:)) hep çarpıtırlar…

    yahu düşünüyorum da…. varsayalım ki bir allah var…
    kendisini savunan.. bu aptalları görünce… ulan bari… çarpıtma… aptal kulum… diyor mudur… acaba içinden….bunlara… yüceliğine bunların paspayeliğini yakıştırıyor mudur..? .. kobay hayvanı olarak bu koçları psikiyatri kliniğine yatırıp test etmek lazım… yazık, bunlar dururken… hayvanları kullanıyorlar.. test için…

    harunun motoru nasıl motoru… sizi gidi… livatacılar.. söylesenize…

  5. Mr.boom Says:

    Uzun uzun isimlerle ve mesajlarla siteyi kokutmuş olan şahısa:
    Sözlerini sana iade ediyorum. Niyetin internette ona buna küfür edip laf yarışına girmekse o zevki sana tattırmayacağım kusura bakma. Ne demişler: Pisliğe tepme; ayağına bulaşır.
    Kendi pisliğin içinde oynayadur sen. ☺

  6. arzu Says:

    anlamadım ki kodoman, bu salak yazının burda yayınlanmasına neden izin verdiniz. bayağı cahillik akıyor. fark görülsün diye mi? çok basit bir anlatım tarzı, mahalle arası çirkefliği ve bilimsellikten uzak anlatımlar. sanırım bu yazıları yazarken ağzınızda cak cak sakız çiğniyordunuz yani öyle hissettim ben sayın yazar.. eliniz belinizde cak cak “öyle değil böyle şekerim” der gibi bir yazı olmuş. sanırım bilimin, ve bu ekibin, bu yazıyı yazanlara öğreteceği daha çok şey var. daha doğal seçilimi anlamamış “o burun delikleri oraya niye geldi” “o nasıl ayak sen nasıl ayak görüyorsun” falan hihihi komedi.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: