Balina Evrimine Dair Harun Yahya’nin Çarpıtmaları

http://harunyahya.org/Makaleler/balina_masali.htm adresinde, National Geographic dergisinde(NGM) yayınlanmış balinaların evrimi hakkındaki makaleyi yalanlamaya çalışıyor. Makalenin girişi, genel Harun Yahya üslubu doğrultusunda NGM’e asılsız iddialarla saldırmakta, ancak burayı geçelim.

Makalede dergiye ait olduğu belirtilen geçiş türü sıralanmakta:

Pakicetus (50 milyon yıl önce > Ambulocetus (49 milyon yıl önce) > Rodhocetus (46.5 milyon yıl önce) > Procetus (45 milyon yıl önce) > Kutchicetus (43-46 milyon yıl önce) > Durodon (37 milyon yıl önce) > Basilosaurus (37 milyon yıl önce) > Aetiocetus (24-26 milyon yıl önce)

Hemen ardından bu sıralamaya itirazını sunmaktadır:

Bu şemanın pek çok yanıltıcı özelliği vardır. Ancak öncelikle en temel olanını açıklayalım. Şemadaki ilk iki canlı, yani Pakicetus ve Ambulocetus, National Geographic’e göre birer “yürüyen balina”dır, ama gerçekte birer kara memelisi olan bu canlıları “balina” olarak tanımlamak, tamamen hayali hatta komik bir iddiadır.

Bilimsel bir teoriyi yanlışlamaya çalıştığınız zaman, o teorinin mekanizmasını varsayımda kabul edip, içerisindeki tutarsızlıkları sunmanız gerekir. Mevcut duruma evrim kara memelisinden deniz memelisine geçiş süreci aktarılmaktadır; Bu durumda “Şemadaki ilk iki canlı”nın kara memelisi olması kaçınılmaz bir gerekliliktir. Çünkü, tekrar edelim, kara memelisinden deniz memelisine geçiş süreci aktarılmaktadır. Doğrudan bir deniz memelisinden bahsedilseydi, bu seferde “bu tamamen bir deniz memelisi, hani bunu karaya bağlayan geçiş türü” denilecekti. Karadan-Suya geçiş sürecinde hava canlısı gösterilmesi beklenmiyordu herhalde?

Bir sonraki bölümde şemadaki ilk canlıya geçilmiş:

Oysa fosilin “balina” olmakla yakından-uzaktan bir ilgisi yoktu. İskeleti, bildiğimiz kurtlara benzeyen dört ayaklı bir yapıydı. Fosilin bulunduğu yer, paslanmış demir cevherlerinin de bulunduğu ve salyangoz, kaplumbağa veya timsah gibi kara canlılarının da fosillerini barındıran bir bölgeydi; yani bir deniz yatağı değil kara parçasıydı.

Zaten fosilin bulunduğu yerin deniz yatağı olmaması gerekiyor; Çünkü, zaten su memelilerinin atası kara canlısı. Tekrar edelim, kara canlısı ama deniz memelisinin atası kara canlısı. Birde fosillerin bulunduğu bölge hakkında sunduğu ayrıntılar ayrıca dikkat çekici. Orada bulunan demirin paslı oluşu, timsahların su kenarında yaşaması, çoğu kaplumbağa ve salyangozların deniz kenarında yaşadığı göz önüne alınacak olursa, bu bölge deniz kenarıdır demek çok yanlış olmaz sanırım. NGM tarafından bu ayrıntıların sunulmasının nedeni budur muhtemelen. Şunu belirtmek lazım, bahsi geçen fosil, Pakistan’da bulunmuştur. Hayvanın yaşadığı dönemde(Mezozoik) Pakistan deniz kıyısıydı.

National Geographic’te sözü edilen detay özellikler, yani “azıdişlerindeki diş uçlarının düzeni, orta kulakta yer alan bir kemikteki kıvrım ve kulak kemiklerinin kafatasındaki konumu” ise, Pakicetus ile balinalar arasında bir ilişki kurmak için kanıt olamaz:

“orta kulakta yer alan bir kemikteki kıvrım” denerek küçümsenen ve basit bir farkmış gibi sunulan şey aslında çok önemlidir. Burada küçümsenen kemik auditory bulla kemiğidir ve balinalara özgüdür. Balinalara özgü auditory bulla, azıdişlerindeki diş uçlarının düzeni ve kulak kemiklerinin kafatasındaki konumu bir araya getirildiği zaman ilişki kurulabilir. Ayrıca izlenebilecek bir yolda, bulunan ara geçiş türlerinin tümü arasındaki uyum ve tutarlılıktır. Yani, Pakicetus ile Ambulocetus ilişki var mıdır, ve bunun boyutu ne kadardır? Ardından Pakicetus ile Rodhocetus arasındaki ilişki, ardından ondan sonraki.. gibi. Çünkü burada bunu yapabileceğiniz kadar fosil ve tür, yani veri vardır. Bu yapıldığı taktirde yeterince tutarlılık göstermektedir.

Öncelikle, National Geographic’in “Diğer kara memelilerinde hepsi bir arada bulunmayan özellikler” ifadesini kullanırken dolaylı olarak da belirttiği gibi, sözkonusu özellikler başka kara memelilerinde de vardır.

Ancak diğer kara memelilerinde auditory bulla yoktur. Bir önemli konuda, “hepsinin birarda olmaması” Harun Yahya’nın pekçok kez kullandığı bir argümandır; Ancak burada bunu burada kabul etmeyerek kendi argümanıyla çelişmektedir. Ayrıyeten, tekrar burada türlerin tümündeki bütünlük ve tutarlılık göz ardı edilmektedir.

Eğer Avustralya’da yaşayan gagalı bir memeli olan Platypuslar ve ördekler soyları tükenmiş canlılar olsalardı, evrimciler aynı mantıkla (gaga benzerliğinden yola çıkarak) bunları da birbirlerinin akrabası ilan edeceklerdi.

Bu analoji çok yanlış ve kaba taslaktır. Öncelikle platypus ve ördek zaten akrabadır; evrimde tüm canlılar şu veya bu şekilde birbiriyle akrabadır, önemli olan ne kadar akraba oldukları. Tabii ki platypus ve ördek uzak akrabadır, ancak platypus ve ördeklerin soyu tükenmiş olsaydı ikisinin yakın akraba olmadıklarını gözler önüne serecek pekçok veri olacaktı; Uzak akraba oldukları için belirgin farklar vardır, ancak ortak atalara kadar, mesela ilkel sürüngenlere kadar takip edilmesi durumunda, farklar yavaş yavaş yok olacaktır. söz konusu türler arasında ise böyle bir durum vardır: Kambur Balina ve Pakicetus arasında görece büyük farklar vardır ancak Pakicetus ile Ambulocetus ve Aetiocetus ile Kambur Balina arasındaki farklar görece küçüktür; Bu yüzden Kambur Balina’yı karaya bağlayan atası Pakicetus‘tur.

National Geographic’in “yürüyen balina” ilan ettiği Pakicetus da farklı anatomik özellikleri bünyesinde barındıran özgün bir cinstir. Nitekim omurgalı paleontolojisinin otoritelerinden Carroll, Pakicetus’un da dahil edilmesi gereken Mesonychid ailesinin “garip karakterlerden oluşan bir kombinasyon gösterdiğini” belirtmektedir. Bu tip “mozaik canlı”ların bir evrimsel ara form sayılamayacağını, Gould gibi önde gelen evrimciler de kabul etmektedir.

Öncelikle bilimde otorite yoktur. Sanırım bahsettiği Gould, Stephen Jay Gould. Burada Gould’un bahsettiği “mozaik canlı” türü ile Caroll’un(kendiside evrimcidir) bahsettiği niteliklerin özdeş olduğunu nereden bileceğiz? Caroll’un orada söylediği şeyler bambaşka manalarda söylemiş olabilir. Burada kendi yargısına güvenmemizi beklemektedir. Birileri açta bak diyebilir, açıp bakılabilir, bu önemli değil, ancak bu kendi çekiştirebileceği kadar alıntıladığı gerçeğini değiştirmez.

Ambulocetus natans terimi, Latince ambulate (yürümek), cetus (balina) ve natans (yüzmek) kelimelerinin birleşmesiyle oluşturulmuştur ve “yürüyen ve yüzen balina” anlamına gelir. Canlının yürüdüğü aşikardır, çünkü tüm diğer kara memelileri gibi onun da dört ayağı, hatta bu ayaklara bağlı geniş pençeleri ve arka pençelerinin ucunda toynakları vardır. Ancak canlının bir taraftan da suda yüzdüğü, daha doğrusu yaşamını hem karada hem de suda (amfibi şekilde) sürdürdüğü iddiasının, evrimcilerin önyargıları dışında, hiçbir dayanağı yoktur.

NGM’in “Ambulocetus yüzüyordu işte, o kadar!” dediği zannedilmiyor herhalde? Bunun dayanaklarını sunmuşlardır sanırım, ancak makalede bunlardan eser yok, neyse… Bu iş bana düşüyor anlaşılan. En büyük belirti hayvanın bataklık bölgesinde bulunması, yere yakın vücudunun araziye uygun olmaması, ayağını vücuduna bağlam biçiminden yüzmeye uygun olması, gözlerinin ve burnunun yukarıda, yani su yüzeyine yakın olması vb. nedenler bu hayvanın yüzücü, hatta iyi bir yüzücü olduğuna dayanaktır.

NGM’den alıntıladığını iddia ettiği bir çizimi gösterip değerlendiriyor:

p1.jpg

Çizime dikkat ederseniz, bir kara canlısı olan Ambulocetus’u “balinalaştırmak” için yapılmış iki küçük hileyi kolaylıkla fark edebilirsiniz:

  • Hayvanın arka bacakları, yürümeye yarayan ayaklar olarak değil de, yüzmeye yarayan yüzgeçler gibi tasvir edilmiş. Oysa gerçekte canlının bacak kemiklerini inceleyen Carroll, bu canlının “kara üzerinde güçlü bir hareket yeteneğine sahip olduğunu” belirtir.

Yine, Caroll kara üzerinde güçlü hareket yeteneği derken neyi kastetmiştir? Harun Yahya’nın ima ettiği şekilde “Sanılanın aksine hayvan su canlısı değil, karada güçlü bir hareket yeteneğine sahip kara canlısıdır”ı mı? Yoksa, “Suya adapte olmuş, yüzme yeteneğinin yanında kara üzerinde güçlü bir hareket yeteneğine sahip”i mi? Bu alıntının kaynağına bakılacak olursa sanırım cevabımızı alacağız: Patterns and Process of Vertebrate Evolution, yani Omurgalı Evriminin Modelleri ve Süreci. Eminim Caroll çitayı değerlendirirken çitanın “kara üzerinde güçlü bir hareket yeteneğine sahip olduğuna” değinmeyecektir.

  • Hayvanın ön ayaklarına “palet” görüntüsü verebilmek için perdeler çizilmiştir. Oysa eldeki Ambulocetus fosillerinden böyle bir sonuca varmak mümkün değildir. Gerçekte fosil kayıtlarında, bu gibi yumuşak dokular hemen hiçbir zaman görünmezler. Dolayısıyla canlının iskeleti dışında kalan özellikleri üzerinde yapılan rekonstrüksiyonlar hep spekülatiftir. Bu da evrimcilere geniş bir propaganda malzemesi sunar.

Zaten perdenin olduğunu kesin bir dille belirten hiçbir kaynak bulamadım. Ancak hayvan timsah gibi kuyruğuyla değilde arka ayağıyla yüzmesi ayaklarının büyük bir ihtimalle perdeli olduğu sonucunu çıkartır. Şu an kendisinin bu “bilinmezliği” kullanmasına propoganda diyemeyiz ama?

Ayakların perdeli olamayıcığı göstermek için, tekrar NGM’e ait olduğu iddia edilen bir çizim koymuş.

p2.jpg

Ambulocetus fosilinin daha gerçekçi bir görünümü: Ayaklar “yüzgeç” değil gerçekten ayak ve
parmaklar arasında National Geographic’in daha önceden eklediği hayali “perde”ler yok.

Yumuşak dokular üzerine rekonstrüksiyonlar spekülasyon diyip, ardından daha gerçekçi çizimi tayin etmesi ayrı bir tezat.

Ayrıca makalenin ingilizcesinde, NGM’e ait olmayan bambaşka, aşağıdaki çizimi kullanmış. Yani çizimin NGM’e ait olduğu tartışmalı.

ng_whales0105.jpg

 

Devam Edecek…

Bir Yanıt to “Balina Evrimine Dair Harun Yahya’nin Çarpıtmaları”


Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: