Balina Evrimine Dair Harun Yahya’nin Çarpıtmaları – 2

Önceki değerlendirmeden[1] incelemeye devam edelim. Sözkonusu makaleye buradan ulaşabilirsiniz.

Ancak Pakicetus ve Ambulocetus ile bu deniz memelileri arasında çok büyük anatomik farklılıklar vardır. Her ne kadar National Geographic yaptığı küçük çizim hileleri ile bu farklılıkları küçültmeye çalışmışsa da, canlıların fosilleri incelendiğinde, birbirlerine bağlanan “ara form”lar olmadıkları açıkça görülür:

Ambulocetus‘u karaya bağlayan Pakicetus arasında tamı tamına 6 geçiş türü olması bu farkların nedenidir. “Ara form” iddia edilen canlılar değerlendirilmeden, doğrudan karaya bağlayan ve dolayısıyla nispeten büyük farkların olması kaçınılmaz olan bir türü değerlendirmek, kelimenin tam anlamıyla çarpıtmadır. Aynı çarpıtmayı aşağıda da devam ettirmektedir.

Dört ayaklı bir kara memelisi olan Ambulocetus’ta omurga, leğen (pelvis) kemiğinde bitmekte ve bu kemiğe bağlı güçlü bacak kemikleri uzanmaktadır. Bu tipik bir kara memelisi anatomisidir. Balinalarda ise omurga kuyruğa doğru kesintisiz devam eder ve leğen kemiği bulunmaz. Nitekim Ambulocetus’tan 10 milyon yıl kadar sonra yaşadığı düşünülen Basilosaurus aynen bu anatomiye sahiptir. Yani tipik bir balinadır. Tipik bir kara canlısı olan Ambulocetus ile tipik bir balina olan Basilosaurus arasında ise hiçbir “ara form” yoktur.

Bu iki tür arasındaki farkların büyük olacağını zaten evrimde öngörmektedir. Ancak geçiş türleri tek tek öncülleri arasındaki farklar değerlendirildiğinde, evrimin öngörüsünün geçerliliği gözler önüne serilmektedir. Aşağıda bu geçiş türlerinin çizimleri yer almaktadır. Bu türlere ait fosillere buradan ulaşabilirsiniz. Leğen kemiklerine ileride değineceğiz.

Balina Geçiş Türleri Grafiği

Basilosaurus’un ve kaşalotun omurgalarının alt kısmında, omurgadan bağımsız küçük kemikler yer alır. National Geographic bunların “küçülmüş bacaklar” olduğu iddiasındadır. Oysa bunların bir başka fonksiyon taşıdığını ise dergi yine kendisi belirtmektedir: Sözkonusu kemikler Basilosaurus’ta “çiftleşme konumunu almaya yardımcı olmakta”, kaşalotta ise “üreme organlarına destek olmakta”dır. Zaten oldukça önemli bir fonksiyon üstlenmiş olan iskelet parçalarını, bir başka fonksiyonun “körelmiş organı” olarak tanımlamak, evrimci önyargıdan başka bir şey değildir.

İkincil, nispeten küçük bir işlev taşıması, onun bacak artıkları olduğu gerçeğini değiştirmez. Konumu, anatomik biçimi nedeniyle, bacak artığı olduğu ortadadır.

Basilosaurus Çizimi

Kaldı ki, Durodon gibi ardıllarından itibaren bu ayaklar işlevlerini tamamen yitirmiştir.

Dorudon İskeleti

Görüldüğü gibi, bu artıkbacakların işlevini artık tamamen yitirmiş hali görülüyor. Aşağıda da günümüz balinalarından Kambur balinanın iskeletinin altında leğen kemiği(pelvis) artıkları görülebilir.

Kambur Balina

Balinaların leğen kemiği yoktur diyebilmek için, ya cahil olmanız, ya da art niyetli olmanız gerekir. Leğen kemiğinin bu hali alışı, art arda sıralanmış fosil kayıtlarıyla gün gibi ortadadır. Bu leğen kemiğinin hem işlevsiz, hem de körelmiş olduğunu belirtmeme gerek yoktur sanırım.

Birde arka bacaklarla doğmuş bir yunusa bakalım.

Arka Bacaklarıyla Doğan Yunusdolphin_limbs_02.jpg
061105_bottlenose_vlg_6pwidec.jpg

Japonya’nın batısındaki Wakayama koyunda yakalanan, arka ayağı andıran uzuvları bulunan şişe burunlu yunus.[3][4]

Edit: Bir forumda, tek bir fotoğrafın(sol üst köşedeki) yeterli olmadığının belirtilmesi ve kaynak talep edilmesi üzerine eklemeler yapılmıştır.

Bu yunusta, kuyruklu doğan insanlar gibi, ayaklarla doğmuştur. Şimdi isterseniz elimizdekileri bir değerlendirelim.

  • Fosillerle geriden günümüze doğru gelindiği taktirde, aşama aşama arka ayakların yok olduğunu görüyoruz.
  • Günümüz balina türlerinde leğen kemiği artıkları mevcut.
  • Arka ayaklarıyla doğmuş en az bir tane kayda alınmış yunus var.

Daha, nasıl bir nesnel kanıt talep ediliyor?

… Pakicetus ile balinalar arasındaki kulak ayrımını açık-seçik ortaya koymasıdır. National Geographic’in üstteki alıntısından sonra, doğal olarak iki kulak yapısı arasında geçiş formları olup olmadığına bakmak gerekir. Pakicetus’tan sonra sırada evrimcilerin “yürüyen-yüzen balina” dedikleri, ama aslında bir kara canlısı olduğunu incelediğimiz Ambulocetus vardır. National Geographic, Ambulocetus için şu ifadeyi kullanmaktadır:

Suda yaşamaya Pakicetus’tan daha yatkın olsa da, Ambulocetus da doğrudan kulaklarıyla işitiyordu.

Yani Ambulocetus’ta da bir “balina kulağına doğru evrimleşme” durumu yoktur.

Pakicetid orta kulak kemiği

Bu yukarıdaki resim, bir Pakicetus orta kulağı kemiğidir. Bunu inceleyen, balina filojeni uzmanı Dr. Hans Thewissen, “Çok güzel bir ara form”, “Bu, kara memelilerinin kulağının suya nasıl adapte olduğunu açıklıyor.” diyor[2] .

Bir başka deyişle, Basilosaurus, tipik bir balina kulağına sahiptir. Yani dış kulak kepçesiyle değil, çenesine gelen titreşimlerle etrafındaki sesleri algılayan bir canlıdır. Ve National Geographic’in evrim şemasında kendisinden önce yer alan Pakicetus ve Ambulocetus’un kulak yapısı ile, Basilosaurus’un kulak yapısı arasında hiçbir “geçiş formu” yoktur.

Bakalım o “olmayan geçiş formlarına”.

Balina ve Memeli Orta Kulak Dizilimi

Soldan sağa, bir Kara Memelisi(Bushbaby), Pakistan’dan yürüyen-balina(50 milyon yıllık, Ichthyolestes), Hindistan’dan balina atası(45 milyon yıllık, Indocetus) ve çağdaş yunus.

Olmayanı bu ise… Yoruma gerek var mı? Çarpıtmalar daha bitmedi…

Benzer bir durum National Geographic’in “kayan burun” hikayesi için de geçerlidir. Dergi, Pakicetus, Rodhocetus ve günümüz gri balinasına ait üç kafatası iskeletini alt alta dizmiş ve bir “evrim süreci” oluşturduklarını ileri sürmüştür. Oysa üç fosilin, özellikle de Rodhocetus ve günümüz balinasının burun yapıları, aynı serinin ara formları olarak kabul edilemeyecek kadar farklıdır.

Dahası nefes deliklerinin burundan enseye doğru “yürümesi”, sözkonusu canlıların anatomisinde çok ciddi bir “yeniden dizayn” gerektirir ki, bunun rastgele mutasyonlar yoluyla sağlandığına inanmak, hayal kurmaktan başka bir şey değildir.

Bakalım o dizilen fosiller neymiş.

 

Nasal Geçişleri

 

Sanırım Harun Yahya’dan “yeniden dizaynlar gerektiren” durumları istemek adil olacaktır. Tabii Harun Yahya, yazılarında karşıt iddiaları sadece “bilinmesini” istediği kadarını aktardığı göz önüne alınacak olursa, bu talep gerçekleşmesi imkansız bir hayaldir desek yeridir.

Harun Yahya’nın yaptığı çarpıtmaları bir sıralıyalım.

  • Değerlendirilmelerinde sürekli olarak aradaki türleri görmezden gelip, zincirin en başıyla- en sonunu değerlendiriyor. Halbuki aradaki türlerde, bahsettiği şeylerin çoğunun evrimsel süreci görülüyor.
  • Balinaların “imzası” niteliği taşıyan bir yapıyı küçümseyerek, hatta geçiş sürecinin tutarlılığını saklayarak, kendi hükmünü nesnel delillerin üstünde tutuyor.
  • Sürekli olarak, bahsi geçen süreçlerle alakasız analojiler sunarak demogoji yapıyor.
  • Yaptığı alıntıları, kendi istediği şeyi anlatır gibi sıralayıp sunmaktadır…
  • Karşıt tarafın iddialarının dayanaklarını çoğunlukla, ya belirtmemekte, ya da kısmen, kendi çarpıtabileceği kadarını belirtmekte.
  • Ve, toplamda makalenin sadece küçük bir kısmını”değerlendirmiş” olsa da, tamamını “değerlendirmiş” gibi sunmakta.

Taktir sizin…

Kaynaklar:
http://www.edwardtbabinski.us/whales/evolution_of_whales/
http://www.talkorigins.org/features/whales/

 

Referanslar:
[1] https://kodoman.wordpress.com/2007/06/16/balina-evrimine-dair/
[2] National Geographic, Kasım 2001, s. 70
[3] http://www.msnbc.msn.com/id/15581204/
[4] http://abcnews.go.com/Technology/wireStory?id=2629683

YORUMLAR:

  1. kodoman Says:
    Temmuz 18th, 2007 at 7:56 am eBu yazıya Teknoloji Televizyonu’nun forumunda Mr.Boom nickli şahıs tarafından cevap verilmiştir( http://teknolojitelevizyonu.com/forum/showpost.php?p=1112160&postcount=1811 ). Forum bir süreliğine kilitlendiği için, hem de ayrı bir tartışma sayfası oluşturmak amacıyla hem bahsi geçen cevabı, hem de kendi cevabımı bu blog üzerinde ayrı bir bölüm üzerinde yayınlamaya karar verdim. Hem Mr. Boom’un cevabını hem de benim cevabıma https://kodoman.wordpress.com/dis-kaynakli-tartismalar/ adresinden ulaşabilirsiniz.
  2. mr.boom Says:
    Temmuz 18th, 2007 at 12:07 pm ekodoman,
    bana özel mesajla yazdığın yazıyı ve sitendeki cevabı okudum, adeta bir rezalet. Önce insanlarla düzgün konuşmaya gayret et, “bak şimdi aslanım” türü tabirleri bırak ve mümkünse sitende yazdığın o tür ifadeleri şimdi düzelt. Biyoloji konusunda bilgili olduğun zaten anlaşılıyor orasına bir şey dediğim yok. Ama sana bir insan bir şey söylediyse ve o söylediklerinde yanlış görüyorsan “Şurada hatalısın, galiba şu konuyu bilmiyorsun” şeklinde cevap yaz. “bir şeyden anlamadığın belli, şimdi işim gücüm yok sana burada temel bilgi mi anlatıyım” gibi cümleler seviyesizlik örnekleridir. Ama bekliyorum yine de, belki mesajındaki o malum ifadeleri düzeltirsin diye.İkinci bir mesele, madem evrim konusunda bilgilisin bu kadar, yanına bir kaç bilgili insan daha al ve televizyona çık, ya da evrim konferansına git. Yaratılış düşüncesini savunanlara meydan okuyun. Orada bakalım kim tartışmadan galip çıkıyor. Benim az bilgili olduğum doğru, bakalım işin ehline karşı neler savunacaksınız. Böyle bir şey olur mu peki? Bilmiyorum belki ilerde olur. Ve eğer öyle bir şeye niyet edersen teknolojitelevizyonu forumlarında bana özel mesaj at bilgim olsun. Gelip sizi izlerim.
  3. kodoman Says:
    Temmuz 19th, 2007 at 9:57 am eDüşük seviye nezaket, yüksek seviye bilgiyi cehalete tercih ederim. Mr.Boom sen cahilsin; Bilim ve biyoloji bilgin az olduğu için değil, bu az bilgiyle fikir beyan edip, bu fikirde diretmen ve bilgisizliğini gidermek için hiç bir teşebbüste bulunmadığın için cahilsin. Nedense girdiğim bu tür tartışmaların sonu hep bu türden ajitasyonlarla sonuçlanıyor. Haddini bileceksin, bilmediğin konular üzerine ahkam kesip, başkasının “şeyiyle” gerdeğe girmeyeceksin!..
    Senin chat ağzıyla, bilgisizce savurduğun saçmalık ve yalanları cevaplamak, iki gün toplamda beş saatimi harcadım! Ben söylediğim bir şeyi en az iki kaynaktan teyit eder konuşurum; Senin gibi C/P yapmam!
    Ve emin ol, evrim konferanslarına gidiyor, senin gibi cahil zümrenin ağzının payını veriyorum.
  4. yeter Says:
    Temmuz 19th, 2007 at 11:03 am eKodumman hem cahilsin, hem de kendini bir şey sanıyorsun.İnsanlara hakaret ediyorsun.(neredeyse küfür edeceksin).İnsanlara cahil de, kestirip at.Sonra da üste çıktığını san.Kendini büyük görme!(ulan ateiste ne deyeyim, Allah’tan kork diyemem ya!)Kullandığın ifadeler çok çirkin!
    Sana cevap: kendini bir *ok sanma!(bir daha bu siteye girmiycem)
    * b
  5. mr.boom Says:
    Temmuz 19th, 2007 at 11:25 am ekodaman
    Sana sadece Allah islah etsin diyorum. Seninle polemiğe girip seviyesiz tartışmalarına alet olmayacapım. Her önüne gelenle a j i t a s y o n a girme sebebin sensindir başkalarında arama bence.
  6. Turgut Reis Says:
    Temmuz 27th, 2007 at 10:34 am eSalak darwinistler.. O kadar tesadüfe mutasyona inanıyorlar ki evrimini iddia ettiği hayvan dile gelip konuşabilse ilk söyleyeceği söz “kurtarın beni bu delilerden!” olurdu.
  7. isim Says:
    Ağustos 5th, 2007 at 10:27 am eTurgut doğru söylemişsin hakkaten.ya eğer mutasyonlar evrim oluşturuyorsa, o kadar radyasyon mutasyon deneyi ile neden tek bir enzim, tek bir protein bile üretilemedi? O radyasyon deneyleri hep zararlı oldu.En ufak bir fayda getiremedi mutasyonlar! Çok merak ederse evrimciler Çernobildeki enkaza gitsinler.Orada hala yüksek derecede radyasyon var.Belki X-man olurlar! Bütün tıp kaynaklarını araştırın, radyasyon faydalı diyen var mı?
    Hem bu mutasyonların bolluğu ne?
  8. Da Vinci Says:
    Ağustos 5th, 2007 at 3:57 pm eSizleri görünce cehaletin ne kadar kötü birşey olduğunu bir kere daha anlıyorum. Size bu konuda bilgisiz olduğunuz veya cehaletiniz için kızamam. Cahil olmak suç değildir. Elbette cahil olabilirsiniz. Ama konu hakkında bilgisi olmadığının, cehaletinin farkında olmadan konuyu gerçekten biliyormuş gibi bir de utanmadan karşısındakiyle dalga geçer tavırlarda olanlara sadece acırım. Vah vah der geçerim.Bütün mutasyonlar zararlıymış, faydalı mutasyon nerdeymiş, bu kadar çok mutasyon nasıl oluyormuş, mutasyonun sadece radyasyonla olurmuş…

    Bunların cevabını defalarca verdik, bilimsel kaynaklarıyla açıklamalarını yaptık. Ama nerde sizde o açıklamaları okuyacak cesaret. Siz gibi HY’nın yalanlarını okuyun sonra burda onları bize satın. Kendi düşünemeyen yaratıklar gibi HY’nin her söylediğini sorgulamadan kabul edin. Beyin siz de emanet zaten. Ne gerek var kullanmanıza değil mi? HY amcanız sizin yerinize kullanıyor değil mi? Siz de onun yalanlarını ezberleyip bize satın. Aferim size. Böyle devam edin.

  9. kodoman Says:
    Ağustos 5th, 2007 at 5:35 pm eeğer mutasyonlar evrim oluşturuyorsa, o kadar radyasyon mutasyon deneyi ile neden tek bir enzim, tek bir protein bile üretilemedi?
    Mutasyonla, protein ve enzim “üretmek” ne alaka? Mutasyon nedir? Ne “üretir”, “üretmez” bilmeden konuşuyorsunuz! Sonra bu cehaletinizle ortalıkta “evrim çöktü” nidalarıyla dolanıyorsunuz! Mutasyonla enzim, protein üretilmez, DNA değişir, DNA’da ki bu değişiklik farklı enzim, protein “üretmesine” neden olabilir! Mutasyonla enzim üretilmez! Bahsedilen bu, organik moleküllerin atasının “üretimi” ise, abiyogenez(ing. abiogenesis), miller deneyini ve göktaşları üzerinde bulunan amino asitleri araştırınız.O radyasyon deneyleri hep zararlı oldu.
    Radyasyon mutasyona neden olan sebeplerden sadece bir tanesidir(ve en “yıkıcısıdır”). Bunun dışında kızıl ötesi ışınlar, kopyalama hataları gibi pek çok mutasyon türü vardır.

    En ufak bir fayda getiremedi mutasyonlar!
    Neye göre bunu söylüyorsunuz? Harun Yahya’nın söyledikleri dışında bu konuda araştırmışlığınız var mıdır? Durun ben size yardım edeyim: http://www.google.com/search?hl=en&q=helpful+mutations Konunun genelinin tarafımdan değerlendirmesini yakında burada bulabileceksiniz. Ayrıca bkz. https://kodoman.wordpress.com/2007/06/24/bakterilerin-antibiyotige-kazandigi-direnc-konusunda-carpitmalar/

    Çok merak ederse evrimciler Çernobildeki enkaza gitsinler.
    Çernobilde -ilk başta- yaşananın, mutasyonla alakası yoktur; Rayasyon sadece mutasyona neden olmaz, tüm organik yapıyı bozup, hücreyi parçalar. Ondan sonraki mutasyona dayalı olayların, -çoğunlukla- evrime neden olan mutasyon prototipiyle alakası yoktur. Bu, su yararlıdır iddiasına, sel felaketinin örnek gösterilmesi gibi birşeydir. Buradan yola çıkıp, suyun zararlı olduğunu iddia edenler dihydrogenmonokside olayını araştırsınlar.

    Bütün tıp kaynaklarını araştırın, radyasyon faydalı diyen var mı?
    Siz radyasyona fazla takmışsınız! Radyasyonun seviyeleri vardır, farkında olmadan sürekli radyasyon içerisinde yaşıyorsunuz, ancak, etkisini çoğunlukla FARKETMİYORSUNUZ Çoğunlukla farkettikleriniz zararlı olanlardır, çünkü zararlı olanları evrimin prototip mutasyonundan nispeten daha büyük mutasyonlardır. Ayrıca faydalı kavramı biraz görecedir; İki ayağı birleştiren mutasyon, insan için -çoğunlukla- “faydasızken”, foklar oldukça “faydalıdır”(bkz. fok anatomisi).

    Hem bu mutasyonların bolluğu ne?
    Bol olan mutasyon değil, canlılardır ve onun varyasyonlarıdır. Siz evrimi bilmediğiniz için bilmemeniz normal.

  10. evrim doğru Says:
    Ağustos 22nd, 2007 at 3:00 pm eBöyyük “ilim adamı” H.Y.’den fazlaca etkilenen arkadaşlar, radyasyon, mutasyon gibi kavramları bilim-kurgu filmlerinde gördükleri gibi algılıyorlar. Basit mutasyonları düşünsünler biraz. Örneğin genetik nedenlerle hormonal bozukluğa sahip olan insanlar vardır, bunlarda aşırı kıllanma görülür. Bu durum hayvan türlerinde de görülür. Diyelim ki buzul çağı gibi koşullar oluştuğunda türünün ortalamasına göre daha sıkı tüy yapısına sahip olan bireyler yaşar ve soyunu devam ettirebilir. Doğal seleksiyon bundan ibarettir. Aynı şey günümüzde tarım zararlılarının bir yıl içinde önceki sene kullanılan tarım ilaçlarından etkilenmemesi ya da grip mikrobu için geliştirilen aşıların bir sene içinde işlevsiz hale gelmesinde de görülebilir. Bunu görmek istemeyip de hala biyolojiyi reddedenler kendini kandırır.
%d blogcu bunu beğendi: