Bakterilerin Antibiyotiğe Kazandığı Direnç Konusunda Çarpıtmalar

Harun Yahya bu konuda pekçok, birbirinden farklı sözde açıklamalar getirmiş, daha doğrusu çarpıtmıştır.

Hemen en eski açıklamasından başlayalım:

“O bakterilerin zaten bu bağışıklığı taşıyan varyasyonları vardı!”[1]

Evet bazı bakterilerin, bu türden bağışıklığı bulunan varyasyonları vardı, ancak hepsinin yoktu! Pekçok bakteri bunu sonradan geliştirdi. Aslına bakarsanız bu sözlerine dayanak olarak sunduğu makale[2], bu süreci gayet net açıklayan makalelerden biridir. Bakterilerin direnç kazanması tek bir şekilde oluşmamıştır, birbirinden farklı süreçleri vardır; Bunlarda evrimin 150 yıl önce öngördüğü süreçlerdir.

Birde son zamanlarda kullandığı, daha çok Spetner’a dayanan bir açıklama:

Bakteriler gen alışverişi sayesinde direnç kazandı“[3]

Bunu, Spetner’ın şu sözlerine dayandırarak söylüyor:

Bazı mikroorganizmalar, antibiyotiklere direnç sağlayan genlere sahiptirler. Bu bağışıklık, antibiyotik molekülünün formunu bozma veya onu hücreden dışarı atma sayesinde gerçekleşir. Bu genlere sahip olan organizmalar bunu diğer bakterilere transfer ederek onlara da bağışıklık kazandırabilirler. Bağışıklık mekanizması belirli bir antibiyotiğe yönelik olsa da, pek çok patojenik bakteri… farklı gen setleri edinmeyi ve çeşitli bakterilere karşı bağışıklık kazanmayı başarmıştır.

Antibiyotik bağışıklığının bu şekilde elde edilmesi… evrim için delil oluşturması beklenen mutasyonlar için bir prototip (örnek) oluşturmaz. Teoriyi (evrimi) sergileyen mutasyonlar, bakterinin genomuna bilgi ekleyen genetik değişiklikler değildir; bu değişiklikler aynı zamanda tüm biokozma (biyolojik dünyaya) bilgi eklemelidir. Genlerin yatay transferi, sadece, zaten bazı türlerde var olan genetik bir bilgiyi dağıtmaktadır.

Pekala, makul bir dayanak gibi duruyor; Ancak olan şeyin sadece burada anlatılan biçimde olduğu varsayımında bulunursanız. Ancak, durum sadece bu değil. Mutasyon sonucu bu bağışıklığı kazandığı tespit edilen, Streptomycin bakterisi sunulduğunda verdiği cevap[*]:

Bazen de bir mikroorganizma, tek bir nükleotidin (DNA basamağının) rastlantısal olarak yer değiştirmesi sonucunda bir antibiyotiğe karşı bağışıklık edinir… Selman ilk kez Waksman ve Albert Schatz tarafından keşfedilen 1944′de rapor edilen Streptomisin (Streptomycin), bakterilerin bu yolla bağışıklık kazanabildiği bir bakteridir. Ama her ne kadar geçirdikleri mutasyon, Streptomisinin varlığı durumunda mikroorganizmaya yararlı olsa da, yine de bu, neo-Darwinist teori tarafından ihtiyacı duyulan mutasyon türü için bir prototip oluşturmaz. Streptomisine bağışıklık sağlayan mutasyonun etkisi ribozomda ortaya çıkar ve bu mutasyon, antibiyotik molekülü ile ribozom arasındaki moleküler eşleşmeyi bozar.

Yani? Yanisi şu: “Streptomisinin varlığı durumunda mikroorganizmaya yararlı” olduğunu bilmiyen şuursuz, kör, plan yapamayan mutasyon bu işi yapmış! Şuursuz mutasyon, sadece zarar veriyorsa, bu nasıl bir zarardır; En büyük düşmanından kurtarıyor! “…antibiyotik molekülü ile ribozom arasındaki moleküler eşleşmeyi bozar.” direnç zaten bu değil midir? Kardeş kardeşe eşleşmesini sağlayan mutasyon, bakterinin hiç işine gelmez gibi? İşte asıl konumuz bu, hangisi canlının işine geliyor, yani yararlı. Alın size “bakterinin genomuna bilgi ekleyen genetik değişiklikler” yapıp, “biokozm”a bilgi ekleyen yararlı mutasyon.

[1]http://www.harunyahya.org/bilim_haberleri/0411national_geograhpic.html
[2]http://chiro.org/LINKS/FULL/Challenge_of_Antibiotic_Resistance.shtml
[3]http://www.harunyahya.org/evrim/hy_hayatin_gercek_kokeni/hk10.htm

[*] Edward Max ile girdiği tartışma sırasında bu mutasyon sunulunca, verdiği cevabı alıntılıyor Harun Yahya. Ancak Max’ın verdiği cevaptan hiç bahsetmiyor, hem bu cevabı, hemde tartışmayı http://www.talkorigins.org/faqs/fitness/spetner.html adresinde bulabilirsiniz.

112 Responses to “Bakterilerin Antibiyotiğe Kazandığı Direnç Konusunda Çarpıtmalar”

  1. Evren Says:

    Bakterinin antibiyotik direnci yararlı mutasyon örneği değildir.Çünkü 4. verdiğiniz alıntıya göre mutasyon sadece yarar sağlamıyor.Yararından çok zararı oluyor.Hücrenin yaşamı yine tehlikeye giriyor.Bu aynen şuna benziyor; orak hücre anemisi hastası olanlar sıtmaya bağışık olurlar.Ama sizce bu yararlı mı? Bu hastalığı olanlar olmamayı tercih eder.Yararından çok zararı var yine mutasyonun!

  2. kodoman Says:

    “Yararından çok zararı oluyor” nasıl yani? Antibiyotiklerle eşleşmeyi bozmak nasıl bir zarardır? Her değişikliği zarar yorumlayan zihniyet için elbette zarardır… O değişiklik sayesinde bakteri antibiyotiklere dirençlidir. “Hücrenin yaşamı yine tehlikeye giriyor” tehlikeye falan girdiği yok, alıntıyı nasıl okuyorsunuz? Değişikliği zarar olarak yorumlama çabası var. Düsturunuz doğrultusunda, tekrar çarpıtma amaçlı analoji yapıp:”Bu aynen şuna benziyor; orak hücre anemisi hastası olanlar sıtmaya bağışık olurlar”, emin olun eğer sıtma insanlığın sonunu getirecek boyutlara gelecek olursa, evet iyi olacaktır ve sadece(başka direnç mekanizması olmadığı varsayımıyla) “orak hücre anemisi hastası” kurtulacaktır. “orak hücre anemisi hastası” olmak, yok olmaktan iyidir gibi?.. Aslında streptomycin için böyle bir durum yok. Sadece sizin analojinizin çarpıklığını sunmak adına değerlendirdim.

  3. Samet Says:

    sayın site sahibi, okuduğum kadarıyla bakteriler yine bakteri olarak kalmış. eğer başka bir canlıya dönüşebileceğini görseydim tamam diyecektim ama bağışıklık direnç vesaire kazanmakla evrim teorisine destek yapamazsınız, yeni canlıların nasıl oluşabileceğine dair bir kanıt bulamadım yazınızda

  4. bilgi Says:

    Spetner, bu olayı Not By Chance isimli kitabında kilit-anahtar ilişkisinin bozulmasına benzetmektedir. Streptomisin, bir kilide birebir uyan bir anahtar gibi, bakterilerin ribozomuna yapışır ve bu rizobomu etkisiz hale getirir. Mutasyon ise ribozomun şeklini bozmakta ve bu durumda streptomisin ribozoma yapışamamaktadır. Bu, “bakteri streptomisine karşı bağışıklık kazandı” gibi yorumlansa da, aslında bakteri için bir kazanç değil kayıptır. Spetner üstteki satırlarına şöyle devam eder:

    ”Ortaya çıkmaktadır ki, (ribozomun yapısındaki) bu bozulma, bir spesifiklik (belirli bir işe göre özelleşme) azalması, yani bir enformasyon (bilgi) kaybıdır. Asıl nokta şudur ki, (evrim) bu gibi mutasyonlar ile sağlanamaz, bu mutasyonlar ne kadar çok olursa olsun. Evrimin, spesifikliği azaltan mutasyonlarla inşa edilmesi mümkün değildir.”

    Yani; Bakterinin ribozomuna isabet eden bir mutasyon, bu bakteriyi Streptomisin’e karşı dirençli hale getirebilmektedir. Ama bunun nedeni, mutasyonun ribozomu “BOZMASI”dır. Yani bakteriye bir genetik bilgi eklenmemektedir. Aksine ribozomunun yapısı bozulmaktadır, gerçekte bir anlamda bakteri “sakat” hale gelmektedir. (Nitekim bu mutasyonu geçiren bakterilerin ribozomunun normal bakterilere göre daha VERİMSİZ olduğu belirlenmiştir.) Bu “sakatlık”, ribozoma yapışacak şekilde bir tasarıma sahip olan antibiyotiği engellediği için, ortaya “antibiyotik bağışıklığı” çıkmaktadır.

  5. bilgi Says:

    Bakın yararlı mutasyonaaaaaa.Sizin evrim sağlayacak mutasyon dediğiniz, ancak şunlar gibi olabilir; sürüngenlere kanat kazandıran, balıklara akciğer kazandıran….Yani yeni bir bilgi ekleyen ve ZARAR VERMEYEN olmalı.Biraz orak hücre anemisi hastalığını da arştırın.Ne kadar yararlı hastalıklar…kanser, renk körlüğü, sakatlık..

  6. bilgi Says:

    Birde sormak istediğim bir soru vardı.madem ateistsiniz, niye böyle siteler açıp propaganda yapıyorsunuz? yani amaç ne? boşu boşunaaaaaaaa…gidip her türlü pisliği sapkınlığı yapmak, Allah’ın kurallarına uymamak varken.
    Ateist insanlardan ben her türlü kötülüğü beklerim.Çünkü Allah’tan kormuyorlar.Zevkleri için her şeyi yapabilirler.Kendi gibi olmayanları da sevmezler.Her türlü terör faaliyetine girişebilirler.

  7. kodoman Says:

    Sayın Samet, mikro organizmalar konusunda bilgim yetersiz olsa da, onlarda tür kavramı yoktur. Zaten bu türden değişiklikler birikerek farklılaşma artar. Bu örnek, yararlı mutasyona örnektir.

  8. kodoman Says:

    Bilgi, sende cahil adamsın. Seni burada daha çok görmeyi umuyorum. Zira ayarların bozulmuş…

  9. İnanç Says:

    Önce belirteyim, yazım kurallarını pek bilmiyorsun.Hemde yazılmaz “hem de” yazılır.Kodoman asıl senin ayarların bozuk.Yazdıklarından nefret fışkırıyor.başkalarına hakaret edip üste çıkmaya çalışıyorsun.Aferin böyle devam et…Asıl sen cahil cahil adamsın.Sen de gerçeği biliyorsun fazla direnme.Merak ediyorum acaba sen ölünce ne hesap vereceksin.Hesap günü kaçınılmaz.Ben uyarayım.Sen şu an bir kabus içerisindesin: Dinsizliğin Kabusu.Yazık…Bak kurtulma imkanın varken dön.Ölünce bir şey yapamazsın.İş işten geçmiş olunca ne hissedeceğini düşün!

  10. Samet Says:

    Sayın site sahibi

    Mikroorganizmalarda tür kavramı yok dediniz. Nasıl yani, ben alamadım. Yani mesela bakterilerin türleri yok muydu? Biyoloji kitaplarından yarım yamalak bir şeyler geliyor aklıma ama tam hatırlamıyorum. Vücut şekillerine göre olması lazımdı yanlış hatırlamıyorsam.
    Yararlı mutasyon örneği demiştiniz ve bunu sadece bakterilerde gösterebiliyorsunuz. Ama büyük organizmalarda bunu nasıl düşüneceeğiz? BİLGİ isimli bir arkadaş aslında yararlı mutasyonların yararlı z a n n e d i l d i ğ i n i söylemiş ve bana çok mantıklı geldi. O zaman evrim nasıl olacak?

  11. kodoman Says:

    İnanç, önce belirteyim; Yazım kurallarını çokta önemsemiyorum. Bende bulabildiğiniz açık anca’ bu mudur? Hemde değil, hem de olacak! Cahil adamım, çünkü yazılarımdan nefret fışkırıyor! Nasıl oluyor bu iş? İnanç’ın muhtemel düşünce tarzı: Bu adam bize cahil dedi, bende ona aynı şekilde demeliyim ama dayanak bulmalıyım… hmm, “sözlerinden nefret fışkırıyor” bu kötü birşey, cehalet kötü olduğuna göre… Komik adamsın inanç! Neyse…
    İddialarıma sizden herhangi bir cevap gelmediğine göre, uzatmıyayım. Yoksa “nefret fışkırtaca’m”.

  12. kodoman Says:

    Sayın Samet,
    Siz türü, bizim günlük yaşamda kullandığımız gibi algılıyorsunuz, anlaşmazlık buradan çıkıyor. Neandertallerle ilgili başlıktaki yorumumda da belirtmiştim, biyolojide tür, çiftleştiğinde üretken yavru üreten hayvan grubuna denir. Bakterilerse eşeysiz ürerler, bölünerek çoğalırlar. Yani döllenme sözkonusu değildir. Bu yüzden bakteriler için tür tanımı kullanılamaz.
    Yararlı mutasyonu sadece mikro organizmalarda değil, bir çok canlı türünde gösterebiliyoruz. Hatta daha yeni, kelebeklerle ilgili bir mutasyon ve evrim süreci kayda alındı( http://www.ntvmsnbc.com/news/414022.asp ). Bunun gibi pek çok örnek var. Bu canlı üzerindeki mutasyonun zararlı olduğuna dair iddialara cevap gelecek, biraz sabır :)

  13. Necati Says:

    kodoman yazdıklarını okudukça sadece gülüyoruz durumuna.(biraz da acıyoruz) :D :S :)).Arkadaş öyle bir şey yazmamış ki.Her şeyi çarpıtıyorsun.Bence senin muhtemel düşünce tarzın:”bu adam benim kötü yanımı bulmuş ben de onunla alay edeyim.Komiklik yapayım.hımm…” Yaptığın bir şey yok ki! Boşu boşuna yazı yazıyorsun.Yavaş fışkırt o nefretleri.

    Bu arada bilgi adlı kişinin sorduğu soru kafama takıldı.Bir cevaplasana.adama cahil de bozuk de sen.(herkese aynı seviyesizliği gösterirsin zaten)Bu arada ben de senn hatalarını düzelteyim: ”birşey” bir şey, ”uzatmıyayım” uzatmayayım, ‘’sende” sen de……..

    Ben de zaten senin gibilere cevap yazmıyacağım.Bir anlamı yok senin gibi cahillere cevap yazmanın.Ne cevap yazsak kabul etmiyorsun.

  14. kodoman Says:

    Pekala, “kodoman cahil çünkü …” İnanç’ın iletisinden boşluğu doldurabilir misin!
    Kalan kısım konusunda polemiğe girmeyeceğim(zira MS Word’ü açması kolay ;)) Zaten yeterince sitenin içeriğinin içine ettiniz!

  15. ottoman Says:

    Bu mutasyonla evrim teorisi Darwin’in teorisinde yoktur aslında.Ben mutasyonla evrim teorisinin gerçe hikayesini anlatayım.

    Darwin’in teorisi 20. yüzyılın ilk çeyreğinde keşfedilen genetik kanunları karşısında tam anlamıyla bir açmaza girmişti. Bunun üzerine Darwin’e sadakat göstermekte kararlı olan bir grup bilim adamı, 1941 yılında Amerikan Jeoloji Derneği’nin düzenlediği bir toplantıda biraraya geldiler. G. Ledyard Stebbins ve Theodosius Dobzhansky gibi genetikçilerin, Ernst Mayr ve Julian Huxley gibi zoologların, George Gaylord Simpson ve Glen L. Jepsen gibi paleontologların uzun tartışmalar sonucunda vardıkları sonuç, Darwinizm’e yeni bir “yama” yapmak oldu.

    Bu kişiler, Darwin’in açıklayamadığı ve Lamarck’a dayanarak çözmeye çalıştığı “canlıları geliştiren yararlı değişikliklerin kaynağı nedir?” sorusuna, “rastgele mutasyonlar” cevabını verdiler. Darwin’in doğal seleksiyon tezine mutasyon kavramının eklenmesiyle ortaya çıkan bu yeni teoriye de “Modern Sentetik Evrim Teorisi” adını koydular. Kısa sürede bu yeni teori “neo-Darwinizm” olarak bilindi ve teoriyi ortaya atanlar da “neo-Darwinistler” olarak anılmaya başlandı.

    Bundan sonraki onyıllar, neo-Darwinizm’i ispatlamak için yapılan umutsuz girişimlere sahne oldu. Mutasyonların, yani bir canlının genlerinde dış etkenler sonucunda meydana gelen kopma, yer değiştirme ve bozulmaların, her zaman için hasara yol açtığı biliniyordu. Ancak yine de neo-Darwinistler binlerce deney yaparak “faydalı mutasyon” örneği oluşturmaya çalıştılar. Tüm bu çabalar hep fiyasko ile sonuçlandı.Mesela çok çabuk üreyen sirke sineklerine yüzlerce mutasyon deneyi yapıldı.Ama hepsi fiyasko.Bunu bir evrimci Michael Pitman şöyle açıklar:
    ”Sayısız genetikçi meyve sineklerini nesiller boyunca sayısız mutasyonlara maruz bıraktılar. Peki sonuçta insan yapımı bir evrim mi ortaya çıktı? Maalesef hayır. Genetikçilerin yarattıkları canavarlardan sadece pek azı beslendikleri şişelerin dışında yaşamlarını sürdürebildiler. Pratikte mutasyona uğratılmış olan tüm sinekler ya öldüler, ya sakat kaldılar ya da kısır oldular.”

  16. ottoman Says:

    Aynı mutasyon deneylerini başka bir evrimci(ve genetikçi) olan Gordon Taylor şöyle açıklar:
    ”Bu çok çarpıcı, ama bir o kadar da gözden kaçırılan bir gerçektir: Altmış yıldır dünyanın dört bir yanındaki genetikçiler evrimi kanıtlamak için meyve sinekleri yetiştiriyorlar. Ama hala bir türün, hatta tek bir enzimin bile ortaya çıkışını gözlemlemiş değiller.”

  17. adnan Says:

    BİLGİ adlı arkadaş bu antibiyotik direncinin aslında zararsız olmaığını ve yine sakatlığa yol açtığını anlatmış.Evren arkadaş da doğru söylemiş.Yararından çok zararı var mutasyonun.(Bakterinin ribozomu bozuluyor)

  18. adnan Says:

    Benim bildiğim kadarıyla mutasyon DNA’yı uzatamaz.Sadece olan parçaları ya yok eder, ya da yer değiştirir.Ama yeni parçalar yaratıp DNA zincirinin ucuna ekleyemez.

  19. adnan Says:

    Benim bildiğim kadarıyla mutasyon DNA’yı uzatamaz.Sadece olan parçaları ya yok eder, ya da yer değiştirir.Ama yeni parçalar yaratıp DNA zincirinin ucuna ekleyemez.Evrim nasıl oluyo pekiii?

  20. kodoman Says:

    Ottoman,
    Ya yalancısın, ya da cahil! Yalancısın çünkü Darwin’in teorisinin Lamarck’ın hipotezinden mekanizmalar içerdiği gibi kuyruklu bir yalan söylüyorsun, veya bunu başka bir yalancıdan aktaran cahilsin! Darwin’in evrim teorisi, Lamarck’ın hiçbir mekanizmasını içermez, gönderme yapmaz. Bu edepsizce atılmış yalandır ve sahtekarlıktır. Aksini iddia edenin alnını, tüm tarihi ve temel bilimsel verilerle karışlarım. Bu yalanını burada itiraf etmeyecek adamı da, iki paralık ederim! Var mı öyle yalan söyleyip, insanları kandırmak!

    Darwin’in evrim teorisi, varyasyonların doğal seçilim yoluyla elenip, adapte olacağını öngörür. Bu öngörü 150 yıldır hiçbir değişikliğe uğramamıştır! Mendel’in kalıtım kanunlarını gündeme getirip kabul görmesini sağlayan evrimci bilim çevreleridir, bilimden anlamayan yaratılışçılar değil! Bunu evrim mekanizmalarının öngörüsüyle yapmışlardır. Ardından gelen DNA’nın keşfi bu mekanizmayı kanıtlamış ve evrimin işleyiş sürecini detaylandırmıştır. Varyasyonların nasıl oluştuğu konusu açıklık kazanmıştır!

    Ancak senin gibi gram bilgisi olmayanlar bu yalanları yutar!

  21. kodoman Says:

    Adnan,
    DNA’da mutasyon değişiklik anlamına gelir. Ancak bu ATGS örneğin ATGG dizisine dönüşeceği anlamına gelmez. Basitçe, kopyalama sırasında bir bölüm birden fazla kopyalanma yoluyla, yani ATTGS gibi olarak DNA dizisi büyüyebilir, büyümüştür, deneylerlede gösterilmiştir!

  22. Samet Says:

    Ottoman ve adnan arkadaşlar güzel yazmış. Zaten tesadüfleri ve rastgele mutasyonları kanıt göstererek bu hayatın meydana gelmesini, kreps çemberinin oluşumunun, fotosentezin, besin zincirinin oluşabileceğini iddia etmek akıl sahibi bir insanın kesinlikle uzak duracağı şeydir bence. Hepsinin aniden var olması gerekir çünkü bunlar zincirlerin halkaları gibi birbirine muhtaç. Bir evin balkonu çatısı var diyelim ama evi ayakta duran duvarlar sütunlar olmadıkça balkon ve çatının bir işlevi kalmaz.

  23. Da Vinci Says:

    Samet bey,

    Fotosentezin evrimiyle ilgili kanıt mı istiyorsunuz? Sicence dergisindeki Molecular Evidence for the Early Evolution of Photosynthesis başlıklı makale bu konuda bilgilenmenize yardımcı olabilir diye düşünüyorum. Ayrıca Complex evolution of photosynthesis başlıklı makale de bu konuda faydalı olabilir. Tabiki fotosentezin evrimi tüm ayrıntılarıyla çözülmemiştir ama bu konuda önemli adımlar atılmıştır ve bu konuda birçok araştırma sürmektedir. Ama tüm ayrıntıları henüz çözülemedi diye evrimleşmiş olamaz gibi bir sonuca varmak elbette mümkün değildir.

  24. ottoman Says:

    Benim bildiğim kadarıyla, darwin’in teorisinde mutasyon yoktu.Çünkü o zaman genetik kanuları da yoktu.Darwin, evrim teorisinin mekanizması olarak sadece doğal seçilim’i öne sürdü.(doğal seçilimin de bir evrim gücü yoktur).Darwin’in kitabının kapağında şu yazı vardır:
    ”The Origin Of Species By Means Of Natural Selection Or The Preservation Of Favored Races In The Struggle For Life”.
    Yani: ”Türlerin Kökeni, Doğal Seleksiyon veya Yaşam Mücadelesinde Kayırılmış Irkların Korunması Yoluyla”

    Lamark’ın teorisinde; canlıların çevre şartlarına uyum göstermek suretiyle evrimleştikleri, yaşamları sırasında çevre şartlarına uygun olarak kazandıkları özellikleri sonraki nesillere aktardıkları iddiası yer alır.
    Darwin ise ispinozlardaki değişimin(varvasyonların) çevreye uyum için olduğunu öne sürdü.

  25. ottoman Says:

    Ayrıca, yazılarınızda biraz nezaket göstermenizi isterim.İnsanlara sizden farklı düşünüyor diye hakaret edemezsiniz.Bu hakaret ve küçümseler tartışmayı bilimsellikten çıkarıyor.

  26. Da Vinci Says:

    ottoman bey,

    Kimsenin Darwin’in mutasyonlarla ilgili birşeyler söylediğini iddia ettiğini görmedim. Elbette DNA’nın yapısı ve mutasyonlarla ilgili birşey bilmiyordu Darwin. Elbette ortaya attığı teoride de bunlarla ilgili birşey yoktu.

    Sizin anlamanız gereken şey bugünkü evrim teorisi ile Darwin’in teorisinin çok farklı olduğudur. Darwin evrimin mekanizmalarından biri olan doğal seçilimi bulmuştur. Aradan 150 yıl geçti ve buna ek olarak yeni şeyler bulundu ve evrim teorisine eklendi. Önemli olan Darwin’in mutasyonları bilmiyor olması değil. Biz biliyoruz. Bilim adamları oldukça iyi biliyor mutasyonları ve DNA’yı.

    Lamark da teorisinde mutasyonlardan bahsetmez, bahsedemez. Siz Lamark’ın mutasyondan bahsettiğini mi düşünüyorsunuz?

  27. kodoman Says:

    Ottoman,
    Gayet nazik bir şekilde yalan söylediğinizi veya cahil olduğunuzu belirttim. Böyle bir aldatma girişimine daha da nazik bir cevap talep edilemez! Bir miktar empati kurmanız durumunda, aslında ne denli sabırlı bir cevap verdiğimi göreceksiniz.

    İnsanlar benden farklı düşünüyor diye değil, bilgisiz oldukları konularda konuştukları, yalan söyledikleri için sert üslup kullanıyorum. Ve iletilerimin hiçbirinden hakaret gösteremezsiniz.

    Darwin’in evrim teorisi mutasyonu değil varyasyonu içeriyordu. Ancak varyasyonun nasıl oluştuğu yönünde yeterli birgi yoktu. İşte genetik ve mutasyon bunu açıkladı. Bu bir öngörüdür ve bu öngörüsü, gözlemlerle doğrulanmıştır.

  28. ottoman Says:

    Ben lamark’ın teorisinde mutasyondan bahsettiği gibi bir şey söylemedim.Zaten böyle bir şey düşünemem.

    Ayrıca lamark ile darwin’in teorileri benzerlik gösterir.Zaten ikisi de evrim teorisi.İkisi de “bir türün kökeni başka bir tür” der.Sadece darwininki biraz farklı.İkisinde de “çevreye uyum” var.Ayrıca ben “darwinin teorisinde lamarkın teorisindeki mekanizmalar var” DEMEDİM.Kodoman ise yazdığımı anlamayıp beni yalancılıkla ve cahillikle suçlamış.Diğer konulara baktım da hep böyle yazıyor.Böyle yaparak tartışmaya katılan kişi sayısını azaltıyor.

  29. kodoman Says:

    Pekala Ottoman,
    Şu cümlene ne diyorsun, “Bu kişiler, Darwin’in açıklayamadığı ve Lamarck’a dayanarak çözmeye çalıştığı “canlıları geliştiren yararlı değişikliklerin kaynağı nedir?” sorusuna,…”, hani “darwinin teorisinde lamarkın teorisindeki mekanizmalar var” dememiştin? Yazdığını gayet iyi anladım ve hala sana yalancı veya cahil demeye devam ediyorum! Aksi iddiada isen, seni sözlerini kanıtlamaya davet ediyorum. Şu an yaptığın, arada kaynamasını umduğun bir yalanın ortaya çıkartıldığında kıvırmandan başka bir şey değildir.

  30. ottoman Says:

    İnsanlara neden bilgisiz diyorsun ki? Tabi evrimi destekleseler bilgisiz değil!

    Senin gözlemlerle doğrulandığını söylediğin varvasyon galiba.Ama o da evrim değil.Mikroevrim diyenler var, ama bu sadece insanları yanıltmak için yapılan bir kelime oyunu.Çünkü varvasyon oluşumunda, gen havuzuna yeni bilgiler eklenmez.Aksine, daha önceden farklı genetik bilgileri aynı anda barındıran popülasyon (örneğin, hem uzun hem de kısa tüy özelliğini, hem koyu hem de açık renk özelliğini barındıran popülasyon) yerine, şimdi genetik bilgi yönünden daha fakirleşmiş iki popülasyon vardır.
    Zaten varvasyon oluşumunda bir gelişme de yoktur.Yani ortaya çıkan varsasyonlar yeni bir proteine, yeni bir enzime, yeni bir organa kavuşmuş değildirler.Zaten var olan bir canlı türünün “genetik bilgi kaybına uğrayarak ikiye bölünmesi”, kuşkusuz evrimle hiç ilgisi olmayan bir durumdur.

    Oluşan yeni varvasyonlar birbiriyle çiftleşebilir.Yani aralarında çiftleşmeye genetik bir engel yok.Çiftleştiklerinde sağlıklı yavru verebilirler.Mesela insan türünü ele alalım.Coğrafi izolasyonla çeşitli ırklar oluşmuştur.Ama bu ırkların hepsi sonuçta insandır.Çiftleşebilirler.Eğer bütün insanlar aynı ülkede yaşasalar ve ırk ayrımı yapmadan çiftleşseler bir zaman sonra tek bir ırk ortaya çıkar.

    Ayrıca türleşmenin de bir sınırı vardır.İnsan hep insan, kuş hep kuş, balık hep balık kalır.Bir türden diğerine geçiş olamaz.

  31. ottoman Says:

    Ben gerekli açıklamaları yaptım.Yazılarımı okumuyor musun?Darwin ile lamark’ın teorsinin çok benzediğini, ikisinin de yaklaşık olarak aynı şeyi amaçladığını, anlattığını söyledim.
    Yazının aslını anlamayıp tek bir cümleye takılıyorsun.Üstelik bana hakaret ediyorsun! Bu mudur yapabileceğin? Bilimsel bir tartışmadan anladığın yok!

  32. kodoman Says:

    Bak şimdi arkadaşım, sen ne dedin, Darwinciler “canlıları geliştiren yararlı değişikliklerin kaynağı nedir?” sorusunu -Darwin dururken- Lamarck’la açıklamaya çalıştılar dedin, bende “hayır yok öyle birşey, bu düpedüz bir yalandır” dedim. Sen de bunun üstüne ikiside evrimi açıklamaya çalışıyor gibi, akıllara zarar, konuyla alakasız bir cümle ettin! Zemin kaydırıp, kıvırmaya kalkıştın.

    Yazının “aslını”, söz konusu iletinin son paragrafında belirttim. Mendel’in kanunları uzun bir süre mevzu edilmemiş olmasına rağmen, Darwin’in evrim kuramının gelişmesinin ardından, darwinizmin öngörüleri doğrultusunda gündeme getirilebilmiş, gereken değeri görmüştür. Yani o kanunlar bugünkü itibarını darwine borçludur, darwinist evrimle çelişmediği gibi, darwinist evrimin öngörüsüdür.

    Varyasyon oluşumda mutasyon zaten bir kanıt niteliği taşıyan gözlemdir, çünkü her mutasyon bir varyasyon yaratır; Bu “üretilecek” varyasyonun başarısız olacağı sizin yorumunuzdur, ama gözlemle, mutasyonun varyasyon üretildiği kanıtlanmıştır(yararlı olabileceğide yukarıdaki örnekle, ve daha birçok örnekle gösterilmiştir, ancak bu ayrı bir konudur). Türleşme olamayacağı tekrardan sizin yorumunuz ve varsayımınızdır; Evrimin tüm temel öngörüleri gün itibariyle kanıtlanmıştır. Bugün “doğal seçilim”, evrim karşıtları tarafından bile “mikro-evrim” sakızıyla kabul edilir, mutasyonun varyasyon üreteceği kabul edilir, ama bu varyasyonun “yaramaz” olacağı gibi bir yorum getirirler. İkincil öngörüler dahi gözlemlerle kanıtlanmıştır; Tüm canlılar, basitten komplekse doğru gelişmiştir! Siz hala bir takım yorum ve varsayımlarla bu nesnel delilleri görmezden gelip, evrimle türleşme olmaz deyip; Coğrafik izolasyondan bi’ haber şekille ırklarla küçümsemeye girişiyor, ancak o ırkların nasıl oluştuğu bile evrimle açıklanabilirken, bunu görmezden geliyorsunuz.

  33. ottoman Says:

    Ayrıca ben kimseyi aldatmaya çalışmıyorum.Doğru söylediğimi de hala savunuyorum.Yazdıklarımı başka taraftan anlama.

  34. kodoman Says:

    1) Darwinciler “canlıları geliştiren yararlı değişikliklerin kaynağı nedir?” sorusunu -Darwin dururken- Lamarck’la açıklamaya çalıştılar dedin -> Y A L A N
    2) Darwinizm genetikle çıkmaza girdi dedin -> Y A L A N
    3) “Mutasyonların, yani bir canlının genlerinde dış etkenler sonucunda meydana gelen kopma, yer değiştirme ve bozulmaların, her zaman için hasara yol açtığı biliniyordu.” -> T O P Y E K Ü N Y A L A N

    BU YALANLARIN ÜZERİNE KURULACAK HER ÖNERME ALDATMA AMAÇLIDIR.

    Söylediklerini savunmuyor, evirip-çevirip kıvırmaya çalışıyorsun!

  35. ottoman Says:

    ”Bu kişiler, Darwin’in açıklayamadığı ve Lamarck’a dayanarak çözmeye çalıştığı “canlıları geliştiren yararlı değişikliklerin kaynağı nedir?” ….” buradan ben şöyle bir şey çıkartamadım: ”Darwin dururken- Lamarck’la açıklamaya çalıştılar”
    Bu nasıl bir çarpıtmadır?Bu kadar çarpıtma ve yalan olmaz!(bana yalancı diyene bakın)
    Benim tek yaptığım senin gibi ateistlerin iddialarını bilimsel açıklamalarla çürütmek.Senin tek yapabildiğin:’’sen cahilsin, bilgisizsin, yalan sölüyosuuuun… cık cık cık!” demek.

    Varvasyonun nedeninin coğrafi izolasyon olduğunu, evrim olmadığını söyledim.Yeni özellikler kazanılmadığını söyledim.Sen hala ”varvasyonun kaynağı mutasyondur amaaaa”dan başka bir şey diyemiyorsun.O ırkların oluşmunun evrimle olmadığını yazdım.(Anlaşılan yazdıklarımın tek kelimesini bile okumadın).
    Ayrıca varvasyonun ”yaramaz” oluğu ne demek anlamadım.

    Bence senle tartışmaya değmez.Bilgi bakımından çok fakirsin.Ama ne olursa olsun gerçeği kabul edemiyorsun.Demogoji yaparak bile olsa kendini savunmaya çalışıyorsun.Biraz cesaret, senin derdin bilimsel değil ideolojik.

  36. ottoman Says:

    Kıvırmayan çalışan sensin.Böyle çocuk gibi ’sen yalan söylüyorsun’ dersen gerçeklerden kaçmış olursun.

    ”Darwinizm genetikle çıkmaza girdi” DOĞRU

    “Mutasyonların, yani bir canlının genlerinde dış etkenler sonucunda meydana gelen kopma, yer değiştirme ve bozulmaların, her zaman için hasara yol açtığı biliniyordu.” KESİNLİKLE DOĞRU

    BUNLARA YALAN DİYECEK KiŞİNİN SÖYLEDİĞİ HER ŞEY YALANDIR.DELİ SAÇMASIDIR.

    Ayrıca, kodoman senin yaşın kaç?(cevap ver de hangi seviyedeki biriyle tartıştığımı anlayayım) Burada böyle çocukça şeyler yazıp gerçeği görmezden gelmekle bilimsel bir tartışma olmaz.

    SENİNLE TARTIŞMAYA İNAN HİÇ DEĞMEZ.BOŞ KONUŞUYORSUN.KİMSEYE BİR KATKIN YOK.SENİNLE AJİTASYONA GİRMİYCEM.SENİN GERÇEĞİ KABUL EDECEĞİN YOK.

  37. Okur Says:

    Ottoman çok güzel yazmış, katılıyorum.Bu yazıları ouduktan sonra evrimin ne kadar saçma bir fikir olduğunu anladım.Ateistlerin de bilimden çok propaganda yaptığını gördüm.Artık hiç bir ateist aldatmacasına inanmam.

  38. Evrim KESİNLİKLE yok Says:

    kodomanın yazdıklarında en ufak bir bilgi göremedim.Sadece demogoji yapıyor.Bu da ateistlerin materyalizme körü körüne İNANDIKLARINI kanıtlıyor bence. :) ;) :D :D :D

    edit: içeriği olmayan, sadece kirlilik yaratan yorumlar asmayınız. Bu nedenle bu şahsın sadece ifadeler içeren yorumları birleştirilmiştir.

  39. kodoman Says:

    Genetik olmaksızın evrimin “üzerinde çalışacağı yapı” olamaz. Bu yüzden genetik yapı bir gerekliliktir. Vikipedi’de Mendel başlığı altından bir paragraf:

    (Mendel) 1854′te Brünn’e dönerek bir teknik lisede öğretmenlik yapmaya başladı. Daha öncede öğretmenlik sınavlarına girmiş ancak başarılı olamamıştı. 19. yy. ortalarında Darwin’in doğal ayıklanma kuramının yayıldığı sıralarda canlı bir türün özelliklerinin kendisini izleyen döllere nasıl aktarabildiği sorunu yeni bir yoğunlukla ortaya çıkmıştı.

    Birde ingilizcede aynı başlıktaki bir paragrafa bakalım:

    Mendel lived around the same time as the British naturalist Charles Darwin (1809 – 1882) and many have considered a historical evolutionary synthesis of Darwinian natural selection and Mendelian genetics during their lifetimes. Mendel had read a German translation of Darwin’s Origin (as evidenced by underlined passages in the copy in his monastery), after completing his experiments but before publishing his paper. Some passages in Mendel’s paper are Darwinian in character, evidence that The Origin of Species influenced Mendel’s writing. Darwin did not have a copy of Mendel’s paper, but he did have a book by Focke with references to it. The leading expert in heredity at this time was Darwin’s half-cousin Francis Galton who had mathematical skills that Darwin lacked and may have been able to understand the paper had he seen it. In any event, the modern evolutionary synthesis did not start until the 1920s, by which time statistics had become advanced enough to cope with genetics and evolution.

    Çeviri yapardım ama, güvenilmeyeceği için Harun Yahya’dan rica edin o size çevirsin. Özellikle “Some passages in Mendel’s paper are Darwinian in character, evidence that The Origin of Species influenced Mendel’s writing.” kısmını! Dur ben sana çevireyim, fikir versin diye: “Mendel’in makalesindeki bazı paragraflar Darwinci bir karakter taşımakta, bu Mendel’in çalışmasında Türlerin Kökeni’den etkilendiğinin bir kanıtıdır”. Bir tane daha cümle, ” Mendel had read a German translation of Darwin’s Origin (as evidenced by underlined passages in the copy in his monastery), after completing his experiments but before publishing his paper.”, “Mendel, deneylerinden sonra, ancak makalesinden önce Darwin’in Türlerin Kökeni kitabının Almanca çevirisini okumuştu(Manastırındaki kitaptaki altı çizili paragraflar bunun bir kanıtıdır)”. Genetik, bırakın evrimle çelişmeyi, evrimin öngörüsüyle kurulmuş, kabul görmüş bir bilim dalıdır. Bu yüzden “Darwinizm genetikle çıkmaza girdi” bir yalandır.

    Mutasyonlar sürekli zararlıdır diyebilmek için, bunun zararını teorik bir modelini kurabilmeli ve sunabilmelisiniz ki, bir “bilgi” halini alabilsin. Yukarıdaki örnek bile bu saçma iddiayı yanlışlar.

    Bir şeyi yanlış söyleyen biri ya, yalancıdır, ya da cahil bunun ortası yok. Bunu ortaya koyarak söyleyen biri ithamda bulunmuyor, tespitini dayanaklarıyla sunuyor demektir.

    Sözlerinin tamamının dayanağını, nesnel kanıtlarını sunan birine bilimsel değilsin diyecek kadar çelişiksin. Bilim metodolojisinden bir haber olarak, eşik atmaya kalkıyorsun.

    Benimle zaten ajitasyona giremezsin(bkz. ajitasyonun sözlük anlamı).

  40. Samet Says:

    Bugün sakin kafayla düşündüğümde aklıma şu geldi: Fatih Sultan Mehmet İstanbul’un surlarını yerle bir eden topları yaptırmıştı. O’ndan sonra savaşta topların kullanımının önemi arttı. İlerleyen dönemlerde insanlar top yapımında daha usta hale geldiler. İsabeti artırma, geri tepmeyi azaltma, hareketi/taşımayı kolaylaştırma, çıkış gücünü artırma gibi konular üzerinde çalıştıklarını düşünelim. Her seferinde daha da gelişen topların yapılmış olduğunu düşünelim. Aradan uzun yıllar geçmiş olsun. Bizden yıllar sonra yaşayacak olan medeniyetler toprak altında kalmış olan topları bulsunlar. Baksınlar ki 1300 yıllık. Daha sonra kazı çalışmalarına devam etsinler, başka toplar bulsunlar ve baksınlar ki 785 yıllık ve bu toplar daha gelişmiş. En son 540 yıllık bir topa ulaşıyorlar ve bakıyorlar ki diğerlerinden çok daha gelişmiş bir yapıda. 1300 yıldan daha eski top da bulamıyorlar. Şimdi bunlara şahit olan insanlar fikir olarak 2 gruba ayrılacaklar.

    1. gruptaki insanlar diyecekler ki ” Bu toplar yıllar önce dünyada meydana gelen yıldırım, volkan patlaması, demir yoğunluğu nedeniyle, bir yıldırım düşmesi sayesinde atomlar bir araya gelerek toplanmış, var olmuş. Diğer bulduğumuz topların daha gelişmiş olması gösteriyor ki hayatta kalabilmek için toplar daha uzak mesafelere ateş etmek zorunda, uzun yolları daha kolay kat etmeye mecbur, ateş ederken daha az sarsılmaya muhtaç. Bunlar bu şekilde bir öncekilerden evrimleşerek kuşaktan kuşağa daha gelişmiş bir yapı kazanmıştır. Bu evrimi de sayısız mutasyonlar ve doğal seleksiyon sağlamıştır. (Materyalist) bilim bize bunu anlatır.

    2. gruptaki insanlar diyecekler ki “Böylesine ustaca bir mimari ve mekanizmaya sahip olan bu toplar kendi kendilerine var olamazlar. Yıldırım düşmesiyle, volkan patlamasıyla topun meydana gelebileceğini düşünmek akıl dışıdır. Ayrıca bu topların değişim geçirmesi için ortalıkta hiçbir sebep yok. Kendisine bir bomba (mutyasyon) isabet etse parçalanacak, daha sağlam bir yapıya dönüşebilmesi imkansız. Ve bu ilk topu böylesine yapan biri olmak zorundadır. İlk topu yapan kimse diğer topları da yapan aynı kişidir ki topların gösterdiği hakikata göre bunlar aynı elden çıkmışlardır. Bunu da materyalistler anlayamaz, anlamak istemez. Toplar evrimleşmemiştir,kendi kendilerine var olmamıştır”.

    Sizce hangisi mantıklı? Ben ikinci gruptakilerdenim. Var mı benimle aynı düşünen?

  41. kodoman Says:

    Yaptığınız analoji, bir çok açıdan hatalıdır. İnceliyelim:

    1) Top insanın kendi amacı doğrultusunda dizayn ettiği, geliştirdiği bir tasarımdır ve bunun amacı, tarihi açıdan apaçık göz önündedir. Ancak canlının görünen bir “amacı” yoktur, sadece iddialar vardır ve bu amacın gerekçelendirildiği temeller pekte sağlam değildir. Birinci elden, nesnel bir kanıtı yoktur. Çoğunun, bulunduğumuz(veya yeni terkettiğimiz) bin yıldan bile geriye giden bir “temeli” vardır, ki değerlendirebileceğimiz pek nesnel veri bırakmamışlardır. Üstüne üslük bu konu hakkında bile fikir birliği yoktur.

    2) Top üreyip, ölüm baskısı altında olan bir “yapı” değildir. Evrim için üreme olmazsa olmaz bir şarttır. Evrim için tek gereken, kendi kopyasını üreten kimyasal bir moleküldür, ondan sonrası çorap söküğü gibi gelecektir, gelmiştir; Muhtemelen evrenin bambaşka “bölgelerinde”(gezegen, cüce gezegen, uydu vb.) gelmektedir. Çünkü kendini kopyalamaktadır, ve bu kopyalama sırasında “hata” oluşması kaçınılmazdır(hata, kopyalama için hatadır, ancak çevre için hata olduğu ancak çevreye uygunluğu bakımından değerlendirilebilir ki bu da iki ihtimallidir, hatta üç; etkisiz)… Ve bu kopyalama “hataları” çevre tarafından elendiği müddetçe oldukça karmaşık yapılar çıkacaktır(Darwin Evrim Modeli).

    3) İnsan için, üretilen topun kalitesi deneyim oranında gelişecektir. Ancak canlıyı yaratan, sizin ima ettiğiniz yaratıcı boyutlarındaki bir varlık için deneyim söz konusu değildir. Her birini bir anda var edebilir durumdadır(hatta çoğunlukla iddia budur, sadece yeri geldimi bu “unutulur”…). Böyle bir “varetme” süreci 2. maddedeki modelde anlatılan mekanizmayla örtüştüğü için ayrı bir “yaratıcı” için bambaşka dayanak, kanıt vb. gerekir. Bu yüzden tek bir olasılık değil, en az iki olasılıktan söz edilebilir. Ve mevcut durumda, ikinci maddedeki model, doğrudan varlığı kesin olan nesnel veriler üzerine kuruludur, bu yüzden ikinci maddedeki model, bambaşka, varlığına dair nesnel kanıtlar olmayan yaratıcıdan daha olası ve mantıklıdır.

    4) Kurulan mantıktağınızı takip ettiğimiz zaman şöyle bir sonuç çıkmaktadır: Bu top karmaşık yapıdadır bu yüzden bir tasarımcısı olmalıdır, buda insandır; İnsanda karmaşık, hatta toptan daha karmaşık yapıdadır bu yüzden bunun bir tasarımcısı olmalıdır, bu da tanrıdır… Peki niye durduk? Aynı mantığı niye devam ettirmiyoruz? Neden topun ve canlının tasarımcısı sorgulanırken canlının tasarımcısı sorgulanmamaktadır? Sonuca ulaşılalamayıp, sonsuz adette tasarımcı gerekeceği için olabilir mi?

  42. kodoman Says:

    Yukarıdaki iletinin birinci maddesine küçük bir not düşeyim:
    Bilimsel açıdan canlının amacı vardır, ve çok basittir; “ölmeden önce üre”.

  43. GERÇEK Says:

    Kodoman bu kadar çarpıtma olmaz.Mendel’i bile evrimci yapacaksın.Öncelikle mendel bir RAHİP ve yaratılışa inandığı da biliniyor.Mendel’in makalesindeki bazı paragraflar darwinciymiş,ama bana göre değil!Ben de darwin’in kitabını okuyup bazı satırların altını çizebilirim, şimdi evrimci mi oldum?Kodoman yazdıklarınan çok cahil olduğun anlaşılıyor.Mendel’in bulguları evrim lehinde değil aleyhinde bir delil olmuştur ve zaten Mendel de Darwinizme karşı çıkmıştır. “Journal of Heredity”(Kalıtım Mecmuası)’de yayınlanan “Mendel’s Opposition to Evolution and to Darwin”(Mendel’in Evrime ve Darwin’e Muhalefeti) başlıklı makalede şöyle yazılıdır:

    “Mendel, Türlerin Kökeni’ne aşinaydı ve Darwin’in teorisine karşı çıkıyordu. Darwin, doğal seleksiyonla ortak atadan evrimleşme teorisini öne sürerken, Mendel özel yaratılışa inanıyordu.” (B.E. Bishop, “Mendel’s Opposition to Evolution and to Darwin,” Journal of Heredity 87 (1996)

    Mendel’in genetik prensiplerine göre bir canlıda sadece anne ve babadan gelen genlerin özellikleri bulunabilir. Bu genlerin tamamen farklı özellikler edinip o canlıyı tamamen başka bir türe dönüştürmesi ise imkansızdır.Ama darwin, türlerin sabit kalmayıp değiştiğini söylüyordu.Hem de sadece doğal seleksiyonla!Mendel’in genetiğe temel oluşturan kanunlarını da mı bilmiyorsun?
    Mendel, hiçbir şeyin tesadüfen varolamayacağını savunan ve bilinçli yaratılış gerçeğini insanlara göstermeye çalışan 19. yüzyıl bilim adamlarındandır.

  44. GERÇEK Says:

    Ayrıca ‘’sonsuz adet tasarımcı” gibi saçmalıklar uydurma.ALLAH, zaman ve mekandan soyuttur.Bunun için ondan önce bir şey olamaz.Zaten zamanın yaratıcısı ALLAH’tır.”Zamanın olmadığı yerde geriye veya ileriye gidemezsiniz.”
    Kodoman senin saçma mantığın, fizik ve din bilgisinden yoksun olmaktan kaynaklanıyor.Ayrıca materyalizme bağlılığından da.
    ”Neden sorgulanmamaktadır” demek de senin yalancı olduğunu gösterir.Bütün soruların için dinin cevabı vardır.Gayet de mantıklıdır.Bir zahmet araştır.
    Senin başka saçma soruların da vardır eminim.(mesela ALLAH nerde? neden ben göremiyorum? vs. düşüncesiz sorular).Bu soruların cevapları var.Cesaretin varsa araştır.

  45. Evrim KESİNLİKLE yok Says:

    Kodoman sorululuğunu ne kadar aza indirmişsin.Zaten materyalizmin amacı da bu: Sorumluluklardan kaçmak! İnsan ALLAH’a karşı sorumludur hiç şüphesiz.Materyalistler ise sorumluluklardan kaçmak için Yaratıcının varlığını kabul etmek istemezler.Çünkü eğer kabul ederlerse sorumlulukları yerine getirip, görevlerini yapmak zorundadırlar.ALLAH’ın ve kurallarına uymak zorunda olduklarını kabul etmiş olurlar.Ama nefisleri yüzünden ne olursa olsun ateizmi ala terk edemezler.Zaten ateistlerin derdi tamamen ideolojik ve kişisel!

  46. Evrim KESİNLİKLE yok Says:

    Darwin’in evrim modeline hala inanıyorsun, ne kadar gerilik!

    ”Ve bu kopyalama “hataları” çevre tarafından elendiği müddetçe oldukça karmaşık yapılar çıkacaktır(Darwin Evrim Modeli).”
    Tamam hatalı kopyalananlar elendi.Hatalı olmayanlar ise kaldı.(değişmedi).Peki yapıları karmaşıklığa götüren, değiştiren ne?
    Darwin:…Doğal seleksiyonun bir yandan zürafanın sinek kovmaya yarayan kuyruğu gibi pek az önemli bir organ ve öte yandan, göz gibi şaşılası bir organ türetebildiğine inanabilir miyiz?

  47. kodoman Says:

    Tarihi pek bilmeyen biri ancak böyle sözler edebilir. Mendel’in rahip olması çokta birşey değiştirmez, çünkü o dönemde, öğretmenlik ve bu türden araştırmalar yapabilmeniz için rahip olmanız gerekirdi(prof. vb. değilseniz). Yaratılışçıların ağzına sakız olmuş piltdown düzmecesinin ardındaki kişilerden biride rahiptir(kimin yaptığı belli değildir), Neandertal’i keşfedip evrimsel sürecini araştıranda bir rahiptir. Bu bir… Mendel’in darwinci olduğu iddia edilmiyor, Çoğu biyolojik çalışmada olduğu Darwin’den etkilendiği ve o dönemde evrimci bilim çevrelerinin kalıtımı sistematik bir şekilde tanımlayan bir yöntem arayışları içerisinde olduğundan bahsediliyor, yani evrimin öngörüleri bunu gerektiriyordu, ki gelecekte(yani günümüzde) bu öngörü gerçekle uyum göstermiştir.
    Alıntınıza gelelim… Bir takım makaledeki yorumlardan bahsediyor ancak dayanakları sunmuyorsunuz. 1996 birinin “mendel evrim karşıtıydı” dediğini aktarıyor ancak onun dayanaklarını sunmuyorsunuz. Ne yani o öyle dedi diye öyle midir?

    “Mendel’in genetik prensiplerine göre bir canlıda sadece anne ve babadan gelen genlerin özellikleri bulunabilir.” gen bir miktar sanal bir kavramdır, bir “kümedir”. Genetik bilginin en küçük birimi bazdır, bazlar bir araya gelerek genleri oluşturur. Bu yüzden “anne ve babadan gelen genlerin özellikleri” bulunma zorunluluğu yoktur, mutasyon gibi istisnai bir durum vardır.”Bu genlerin tamamen farklı özellikler edinip o canlıyı tamamen başka bir türe dönüştürmesi ise imkansızdır.” bu sizin yorumunuzdur, Mendel’in prensiplerinin -uzun vadede- bu konuda hiçbir öngörüsü yoktur! “Mendel’in genetiğe temel oluşturan kanunlarını da mı bilmiyorsun?” bilmez miyim, ama sizin bilmediğiniz, yukarıda Mendel’le alakasız bir öngörüyü, Mendel’e bağlamanızdan ortaya çıkıyor.

    “Mendel, hiçbir şeyin tesadüfen varolamayacağını savunan ve bilinçli yaratılış gerçeğini insanlara göstermeye çalışan 19. yüzyıl bilim adamlarındandır.” ben görüşleri hakkında hiçbir yorum veya alıntı yapmadım, çünkü bilmiyorum ve bilinmiyor. Sadece bir takım ipuçları var, bu ipuçlarını sunuyorum(sizde bu yönde hiçbir girişim yok).

  48. Samet Says:

    kodoman bey.
    Top benzetmesini yaparken tabi ki topun üreyemediğini biliyordum ama ben sizin nasılsa ufak tefek ayrıntıya takılmadan, verilen mesajı alabileceğinizi düşünmüştüm ama ayrıntıya takılmışsınız. Orasını geçiyorum, son yazdığınız paragraf hoşuma gitti. Önce alıntı olarak buraya yazıyım:

    “4) Kurulan mantıktağınızı takip ettiğimiz zaman şöyle bir sonuç çıkmaktadır: Bu top karmaşık yapıdadır bu yüzden bir tasarımcısı olmalıdır, buda insandır; İnsanda karmaşık, hatta toptan daha karmaşık yapıdadır bu yüzden bunun bir tasarımcısı olmalıdır, bu da tanrıdır… Peki niye durduk? Aynı mantığı niye devam ettirmiyoruz? Neden topun ve canlının tasarımcısı sorgulanırken canlının tasarımcısı sorgulanmamaktadır? Sonuca ulaşılalamayıp, sonsuz adette tasarımcı gerekeceği için olabilir mi?”

    Yazdıklarınızı takip ettiğim zaman şöyle bir sonuç çıkmaktadır: Siz yaratıcıya “sonsuz adet tanrı olması gerekeceği fikri yüzünden” inanmıyorsunuz. Bence buraya kafanızı takmayın. Topu yapan insandır. Evi yapan da insandır. Arabayı, kaleyi, şatoyu, interneti, bilgisayarı, motorsikleti, çantayı, klimayı, yolları, metroyu, ampulu, florasanı, CEBİT bilişim fuarını, Petronas ikiz kulelerini, camı, alaşım jantları, ayakkabıyı, Formula 1′i, motogp’yi, kaloriferi, üniversiteyi, ilkokulu, liseyi, feribotu, merdiveni, asansörü, büyüteçi, gözlüğü, dürbünü, lensi, sigarayı, proyu, futbolu, basketbolu,çikolatayı, döner kebabı, zeytinyağlı dolmayı, elektrik direklerini, köprüyü, cep telefonunu, alt yapıyı, perdeyi, plastiği, pimamepi, mutfak tüplerini, tencereyi, yemek tavasını, musluğu, kuyuyu, kağıdı, rasathaneleri, tersaneleri, fabrikaları yapan insandır. Burada hemfikiriz değil mi? Şimdi bakıyoruz ki sadece insan bu kadar şeyi yapmış. Az önce saydığım birbirinden öylesine farklı yapılar ve nesneler SADECE insan tarafından yapılmış. Öyleyse geceyi, gündüzü, yörüngeleri, yıldızları, samanyollarını, dünyayı, içindeki bitkileri, dağları, suyu, bakteriyi, mantarı, hayvanı, ekosistemi, insanı, kreps çemberini, elementleri, canlıların ihtiyaç duyacağı bir çok bileşiği (mesela su, mesela protein) , uzaydaki karadelikleri, zamanı, ışığı, elektromagnetik dalgayı, sesi, bigbang’i yaratan TEK başına ve SADECE ALLAH’tır. O, o kadar kudretlidir ki kainattaki hiç bir varlığın güç yetiremeyeceği bunca şeyi o hiç zorlanmadan, “ol” demeyle yoktan var etmiştir, yaratmıştır. Allah birdir, tektir. Doğmamıştır, doğurmamıştır. Eşi ve benzaeri, ortağı yoktur. Ezeli ve ebedi tek varlıktır. Kendisini bir başkası yaratmamıştır, her şeyi o yaratmıştır. Kendisinin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, herkes ona muhtaçtır.

    Sadece Allah’ı bilmek sayesinde hayatımıza anlam gelir. Allah’a inanmayan insan hayatının biteceğini, hayvanlar nasıl ölüp gidiyorsa kendisinin de ölüp gideceğini düşünür. O yüzden ölümden çok korkar. Ölümden bahsedilmesini sevmez. Eliyle ayağıyla bu hayata tutunur. Tek hayatın dünya hayatı olduğunu düşündüğünden başkasının canını yakmak pahasına kendi mutluluğunu düşünür, bencilleşir. Sonunda ortaya Hitler gibi insanlar çıkar. Hayatın sadece bir muharebe, hayatta kalma savaşı olduğunu önce kendisine kabul ettirir, sonra görüşlerini bilim namına evrim teorisine, bir diğer deyişle Darwine dayandırır. Zaten tek inandıkları hayat olan bu dünya hayatını da perişan ederler. Halbuki kendileri de zafer kazanamayacaklar çünkü kendileri de ölüp gidecekler, neyin zaferini ararlar? İnsanlar mutluluk yüzü görmezler. Herkesi korku kaplari huzur kaçar. İşte Allah’a inanmamanın bazı sonuçları: Felaket.

    Allah’a inanan insan ise kendisini ve her şeyi Allah’ın yarattığını bilir. Yaratılanı hoş görür, yaradandan ötürü. İnsanların dış görünüşleri öenmli değildir, içleri önemlidir. Beyazın siyaha, siyahın beyaza üstünlüğü yoktur, insanlar eşittir. Öldükten sonra tekrar diriltileceğini, asıl orada ebedi hayata kavuşacağını bildiği için ölümden korkmaz, ölümü gülerek karşılar. Tekrar diriltildiğinde dünyada yaptıklarından heesab çekileceğini bildiği için bu dünyada insanların hakkını yemez, herkese iyi davranır. İnsanlara şefkat besler ki bu insanı insan yapan büyük değerlerden biridir. Güçlü olan haklı değildir, haklı olan güçlüdür. Komşularına yardım eder. Fakirlere sadaka verir. Gerekirse dünyadaki en güçlü insan olur, yeri gelir Bedir’de 300 kişi iken karşısındaki 1000 kişiyi ezer geçer, yeri gelir Şeyh Şamil gibi, 50 kişilik grubuyla 1000lerce kişilik ordunun kabusu olur. Yeri gelir dünyanın en merhametli insanı olur, kendisine onca kötülük yapana dahi af ederek insanlık dersi verir. Allah’a inanan insanların kuracağı devletler muazzam olur. Osmanlı Devleti gibi şerefli bir devlet ortaya çıkar. Öyle ki, işgal etmez, FETH eder, karşısındaki gayrimüslim dahi olsa, düşman dahi olsa hakkını yemez, öyle ki gayrimüslim devletler dahi onun adaletini ister, ülkelerini onun kontrol etmesini ister, öyle ki, Allah’a imanın unutulmasıyla, bir gün gelip yıkıldıklarında dünya Osmanlı’ya hasret olur.

    İşte Allah’a inanmanın güzelliklerinden bazıları…

  49. GERÇEK Says:

    Alıntımın kaynağının gayet bilimsel olduğunu düşünüyorum.Ve o dergilerde öyle yazılar kafadan atılarak yazılmıyor.Bir çok araştırma sonucu elbette.Ayrıca sizin dayanaklarınız da dayanak değil.(bir önceki yazıma bakın).Hele kaynağınız ise hiç güvenilir değil.Yani orada öyle yazıyor diye ben inanayım mı? Mendel hakkında okuduğum kitaplarda hep yaratılışı savunduğu yazar.
    Ayrıca darwin’in doğal seleksiyonla evrim hikayesi, genetik biliminin gelşmesi ile çökmüştür.Çünkü canlının çevreden kazandığı özellikler, yavruya aktarılamaz.Zaten doğal seleksiyon da evrimi sağlayamaz, kompleksliği açıklayamaz.
    Neden dadwin’in teorisine ekleme yapıldığını sanıyorsun?Çünkü darwin’in öne sürdüğü mekanizmalar evrimi oluşturmuyor!

  50. kodoman Says:

    Gerçek,
    Darwin’in evrim modelini bilmediğin için genetikle çeliştiğini zannediyorsun: “Çünkü canlının çevreden kazandığı özellikler, yavruya aktarılamaz.” bu Darwin’in değil, Lamarck’ın evrim modelidir. Bilmediğin şeyler hakkında konuşmaya inat ediyorsunuz! Darwin’in evrim modeli, varyasyonlardan çevreye uyumlu olan dominant olur der, başkada birşey söylemez. “Zaten doğal seleksiyon da evrimi sağlayamaz, kompleksliği açıklayamaz.” Sizin kafanızdaki doğal seleksiyon değil zaten.

    “Ve o dergilerde öyle yazılar kafadan atılarak yazılmıyor”, öyle birşey iddia ettim mi? Mutlaka dayanaklar vardır ve bende bu dayanakları talep ediyorum, şahsın yorumlarını değil! Benim dayanklarım neler? Mendel Türlerin Kökeni’ni, deneylerinden sonra ama makalesinden önce okudu, dayanak manastırdaki Türlerin Kökeni kitabının altı çizili paragraflar. Çalışmasındaki bazı bölümler Darwinci çizgi izlemektedir.

    Aslında Mendel’in neye inandığı çokta önemli değil, önemli olan evrimin kalıtımla olan uyumu ve öngörüsüdür. Tekrar ediyorum, kalıtım, evrim için bir gerekliliktir.

  51. Da Vinci Says:

    Genetik ile evrimin çeliştiği gibi komik yorumlara karşı Genetik ve Evrimin Modern Sentezi başlıklı yazıyı öneririm.

  52. GERÇEK Says:

    kodoman,
    Öncelikle ben söyleyeyim, darwin’in ve lamark’ın teorisini biliyorum.Şimdi senin cümlene bakalım:
    ”varyasyonlardan çevreye uyumlu olan dominant olur” ben buradan şunu çıkartırım:”uyumlu olan kalır, uyamayan da ölür” bu basbayağı doğal seleksiyon! eeeee peki evrim nerede?
    Şimdi uyamayan öldü, elendi vs.Çevrye uyumlu olanlar da yaşadı.Ama çevreye uyamayanlar doğal seleksiyonla elenir, uyumlu olmaya evrimleşemez ki.Uyumlu olanın ise başka bir türe dönüşmez, dönüşemez.
    Doğal seleksiyonun evrim oluşturduğunu söylerseniz, ne olduğunu bilmiyorsunuz demektir.En basitinden bir ilköğretim kitabından bakın Doğal seleksiyon tanımına.

    Ayrıca sizin dayanakların da geçerli olmadığını söyledim.Hala iddialarınızı sürdürüyorsun.

  53. Samet Says:

    DÜNYADAN EVRİMİN YIKILIŞ SESLERİ GELİYOR!!!

    Buraya tıklayın:

    http://yankilaryaratilisatlasi.blogcu.com/3664944

  54. Da Vinci Says:

    Samet bey,

    İnsanlar Avrupa’da bunlarla dalga geçiyor siz farkında değilsiniz. İnsanların bunu bilimsel olarak ciddiye alıdığını mı sanıyorsunuz? “Bak bu fosil xxx böceği bugünküyle aynı hiç değişmemiş” diyen ve bununla ilgili bir kaynak göstermeyen bir kitabı kim ciddiye alır sanıyorsunuz? Avrupa’dakiler Türkiye’deki gibi saf mı sanıyorsunuz?

    Gerçek bey,

    Elbette doğal seçilim tek başına tüm evrimden sorumlu olamaz. Genetik sürüklenme var, mutasyonlar var. Bunları yok sayıp sadece doğal seleksiyona odaklanmak yanlış olur.

  55. Samet Says:

    Da Vinci bey, verdiğim linkteki site her kime aitse o arkadaş gayet güzel yazmış. Benim o yazılanların üzerine söz söylemem baklava üzerine limon sıkmak olur. Avrupa ciddiye alıyor, biz de ciddiye alıyoruz ama siz bir türlü ciddiye alamıyorsunuz.

    Fosillerin güvensiz (kaynaksız) olduğunu iddia etmenize ben gerçekten hayret ediyorum.. Kitap dünyada kaç ülkeye birden yollandı. Oradaki adamlar “hani bu fosillerin kaynakları, sahte değil mi bunlar” diye sormuyor da ne zaman ben bu konuda evrim teorisine inanan biri ile konuşsam hep “fosillerin kaynakları yok” türünden cümleler duyuyorum. Ben söyleyim mi bunun sebebini: Kitapta aslında fosillerin hangi ülkenin hangi bölgesinde ne şekilde çıkarıldıkları yazıyor, Avrupa’daki adam, Amerika’daki adam o fosilleri zaten biliyor ki aksi yönde bir şey diyemiyor. Ama Türkiye’deki evrimciler bundan habersiz olduğu için “Hani kaynaklar” diyor. Daha ne yazsın ki kitapta?

    Da Vinci bey, Gerçek isimli arkadaşa doğal şunları söylemişsiniz:

    “Doğal seleksiyon tek başına tüm evrimden sorumlu olamaz”
    Bundaki yanlış şu: Doğal seleksiyon hiç bir şekilde evrimden sorumlu değildir. Ama ırklara ayrışmada sorumlu olabilir, ikisi karıştırılmamalı. Ben evrimden ne kastettiğimi açıklamıştım daha önce.

    Sonra da mutasyonlardan bahsetmiştiniz. Blogdaki konulardan birinde ben sizden bu mutasyonlar hakkında cevap bekliyordum, hatırlatmak istedim.

  56. kodoman Says:

    Gerçek, Darwin ve Lamarck’ın evrim teorisini biliyor ve “Çünkü canlının çevreden kazandığı özellikler, yavruya aktarılamaz” şeklinde Darwin’in evrim teorisine itiraz ediyorsanız, yalancının tekisiniz. Bunun başka bir açıklaması yok! Ya Darwin’in evrim teorisini bilmeden, Lamarck’ın ki ile karıştırıyorsunuz, ya da bilerek yalan söyleyip insanları kandırmaya çalışıyorsunuz!
    Doğal Seleksiyon, tam 150 yıl önce Darwin tarafından evrimi açıklamak için ortaya atılan bir mekanizmadır; Yani evrimin öngörüsüdür. Darwin’in modeli, mikro-evrimlerin birikimi makro-evrimle sonuçlanır. Alın size evrim!

  57. kodoman Says:

    Samet,
    Demogoji ve islam propogandasına başladınız. Konumuzun bilim olduğunu hatırlatmalıyım. Topun üremediğini bildiğiniz halde nasıl bunu sürersiniz? Evrim için üreme kilit bir noktadayken, böylesine yanlış bir benzetmeye nasıl gidersiniz? Bunu nasıl açıklayacaksınız?
    Eğer hiçbir şey kendi kendine oluşamaz iddiasındaysanız, herşeyi bu “hiçbir şey” kapsamına almanız gerekir; Aksi taktirde işinize geldiği şekilde yapıyorsunuz demektir.

  58. Da Vinci Says:

    Samet bey,

    Bilim ve Gelecek dergisinin 38. ve 39. sayıları tamamen Harun Yahya’nın Yaratılış Atlası’na ayrılmıştır. Tamamen bilim adamlarının hazırladığı bir dergidir. Eğer kitaptaki bilimsel veirlerle ilgisi olmayan sayısız yanlışı görmek istiyorsanız derginin bu sayılarını alıp inceleyebilirsiniz.

    Avrupa’daki bilim adamlarının işi gücü yok da bu tip şeyleri çürütmeye çalışmakla mı uğraşıyorlar sanıyorsunuz? Emin olun adamların çok daha ciddi işleri var.

    Ama Bilim ve Gelecek dergisinde gerekli cevapları bulabilirsiniz.

    Kaynaktan bahsetmişsiniz. Alın size örnek: http://www.harunyahya.org/evrim/yaratilis_atlasi/yaratilis_atlasi_04.html

    Bu adreste 10′larca fosil var. HY ne yapıyor? Fosilin resmini koymuş, onun yanına aynısı olduğunu iddia ettiği bir canlı resmi koyuyor ve “bu şunun fosili ve hiç değişmemiş yani hiç evrimleşmemiş” diyor. Fosil ile o canlının tamamen aynı olduğunu, mesela 100 milyon yıldır hiç evrimleşmediğini neye dayanarak söylüyor? Elbette işkembesine dayanarak. Bununla ilgili hiçbir bilimsel delili yok. Sadece resimler üzerinden anatomik inceleme yapma kabiliyeti mi var HY’nin? Aşmış bir biyoloji, fosil bilim, anatomi bilgisi mi var? Hayır hiçbiri yok. Sadece 2 tane resmi alıyor. Biri fosil diğeri yaşayan canlı. “Bakın bunlar tamamen aynı hiç değişmemiş” diyor. HY’nin bütün kitap boyunca yaptığı bu.

    Mutasyonlarla ilgili diğer başlıkta bir cevap yazmıştım ama bir sorun var heralde cevabım gözükmüyor. Kodoman ilgilenip halleder diye umuyorum.

  59. Da Vinci Says:

    Sevgili Kodoman,

    Sanırım diğer başlıktaki bir mesajım fazla link içerdiği için spam olarak algılanmış. Onunla ilgilenirsen sevinirim.

    Kodoman: Da Vinci’nin bahsi geçen mesajı onaylanmıştır, adres: http://kodoman.wordpress.com/2007/06/17/toumai-yanilgisi/#comment-151

  60. Da Vinci Says:

    Yaratılış Atlas’ına yurt dışından bir bilim adamı bakışı için The New York Times‘tan bir yazı. Bakın haberde neler yazıyor:

    “In our country we are used to nonsense like this,” said Kevin Padian, an evolutionary biologist at the University of California, Berkeley, who, like colleagues there, found a copy in his mailbox.

    He said people who had received copies were “just astounded at its size and production values and equally astonished at what a load of crap it is.

    “If he sees a picture of an old fossil crab or something, he says, ‘See, it looks just like a regular crab, there’s no evolution,’ ” Dr. Padian said. “Extinction does not seem to bother him. He does not really have any sense of what we know about how things change through time.”

    Berkeley Üniversitesinden evrimsel biyolog Kevin Padian “biz ülkemizde bu tip saçmalıklara alışkınız” demiş. Daha sonra da “eski bir yengeç fosilinin resmini görüyor ve ‘bakın normal bir yengece benziyor, evrim yoktur’ diyor”.

  61. GERÇEK Says:

    Harun Yahya’nın kitabı dünyada yankılar uyandırırken, siz evrimcilerin kitap içindeki onca argümana tek cevabınız: “saçmalık, komik, bilimsel değil…” demek.Siz o kitaplarla ancak dalga geçersiniz zaten.Başka bir şey yapamıyorsunuz.Materyalizme bağlığınız size çok pahalıya mal olacak.

  62. Da Vinci Says:

    Gerçek bey,

    Yukardaki mesajımda açıkladım zaten. Aynı şeyi Kevin Padian da söylemiş. HY hiçbir kaynağa dayanmadan eski bir fosile sadece bakarak “şimdikiyle tamamen aynı, o zaman evrim yok” diyor. Bunun neyini ciddiye alalım? ORtada bir bilimsel makale olsa, bu fosilin incelenip sonuçlarının açıklandığı ve kendi söylediklerini desteklese bu bilimsel kaynak tamam. Ama ortada hiçbir bilimsel kaynak yok sadece HY’nin “bakın ikisi tamamen aynı hiç değişmemiş” iddiası. Bunu nasıl ciddiye alalım? Kim böyle birşeyi ciddiye alabilir? HY kim ki fosiller üzerine hiçbir bilimsel kaynağa dayanmadan sadece kendi kişisel görüşüne dayanarak söz söyleyebiliyor? Siz bu tip şeyleri sorgusuz sualsiz kabullenmeye hazır olabilirsiniz ama aklı başında kimse böyle birşeyi bilimsel kaynağını görmeden kabul etmez, hele bir de bunu söyleyen HY gibi konu hakkında hiçbir eğitimi olmayan biriyse. Ortaya bilimsel bir kaynak koysa insan kaynağı araştırır ve bakar söyledikleri doğru mu değil mi? Ama ortada ne kaynak var ne de başka birşey. Sadece HY’nin sözü. Siz de kalkmış bunları ciddiye almamızı istiyorsunuz. Sizi biraz ciddiyete ve bilimselliğe saygıya davet ediyorum.

  63. GERÇEK Says:

    Harun Yahya’nın “Yaratılış Atlası” kitaplarında sadece fosil örnekleri yok.Pek çok konu var.Bir zahmet inceleyin kitaplarını.Fosillerin hangi ülke, hangi şehir ve bölgeden çıkerıldığı kaç yaşında olduğu dahi söyleniyor zaten, daha ne kaynağı? Dünya’da milyonlarca fosil çıkartılıyor.Her fosili çıkartmada görev alan kişilerin adlarının da bir listesini mi yapsın? Kitapta o bölgedeki fosil çalışmalarını gösteren resimler de var kitaba biraz baktıysan.

    Ayrıca evrim ne söyler; “canlılar değişim içindedir, gitgide daha komplekse doğru evrimleşirler.” Hatta “her şey değişim içindedir”.

    Ama fosil kayıtlarında “durağanlık” vardır.Yani doğa tarihini incelediğimizde karşımıza, “farklı anatomik yapılara evrimleşen” değil, yüz milyonlarca yıl boyunca hiç DEĞİŞMEDEN KALAN canlılar çıkmaktadır. Fosil kayıtlarındaki bu “değişmezlik”, bilim adamları tarafından “stasis” (durağanlık) olarak tanımlanmıştır.Milyonlarca yıllık ve şimdiki örnekleriyle aynı olan fosiller, fosil kayıtlarındaki durağanlığın somut delilleridirler. Ve fosil kayıtlarındaki söz konusu durağanlık, aşamalı bir evrim sürecinin yaşanmadığını gösterir.

    Şimdi anlatabiliyor muyum, neden değişmeyen fosiller evrim çökertir? Yoksa hala ciddiye almıyor musunz?

  64. kodoman Says:

    Gerçek,
    O fosillerin bulunduğu ülke, şehir vb. var ama en önemli bilgi, yani kimlik yok. Orada olduğu gibi, her kafasına esen fosili “bu bilmem kaç yıllık” diye sallamasın diye, fosiller etiketlenir mesela Lucy: AL 288-1, Turkana Çocuğu: KNM-WT 15000 diye etiketlenmiştir. Bunlardan bahsederken etiketlerini sunarsın ki, hangi fosil olduğu bilinsin(gerçi bunlar popüler olduğu için şart değil). Bu bir, gerçeğin bilgisizi…

    Öyle iki foto yanyana koyup, ahanda bunlar aynıdır denmez, denemez! Ciddi bir inceleme gerekir. İki yengeç(çağdaş, eski) yanyana konduğunda birbirini andırıyor diye aynı değildir! O kitap içinde kaç tane levrek gördüm!.. Levrek en temel balık formudur, ve çoğu birbirini andırır ama aynı değillerdir. Temel farklar vardır.

    O kitap içerisinde bana 100 milyon yıllık fil gösterebilir misin? Neden kitaptakilerin çoğu deniz canlısı, eski filumlar? Neden 100 milyon yıllık memeli yok(80 milyon yıllık kaplan var diyor ama palavra, o kadar araştırdım bulamadım o fosili!).

  65. GERÇEK Says:

    Senin zaten tek diyebildiğin palavra.Yok sahtekarlıkmış, bilmem neymiş.Zaten evrim aleyhinde pek çok bulguya inanmazsınız siz evrimciler.Bu da sizin son derece BAĞNAZ olduğunuzu gösterir.İşine gelmedi mi inanma! (Ayrıca kendi yazdıklarına bakarsan kimin asıl bilgisiz olduğunu anlarsın.)
    Ben de bütün evrimi desteklediğini sanan haberlere de inanmam o zaman!
    Ciddi bir inceleme gerektirirmiş.Zaten o fosilin ne fosili olduğu belirlenmiş, H.Y. sadece oraya resmini koymuş.Zaten o levreğin levrek olduğunu ben bile anlarım.O levreğe “bu levrek değil sazan” diyemem.Ayrıca bir yengeç fosilini göz göre göre “o fosil yengeci andırıyo” diyemezsin.Basbayağı yengeç o.Yok onun ayı olduğunu iddia edersen senin ya gözünde ya da aklında problem var demektir…

    O kitap yabancı ülkelerde büyük bir yankı oluşturdu.profesörler bile okuyor o kitabı.Ama o fosillerin palavra olduğunu iddia edeni görmedim.Sen nereden araştırıyorsun ki o fosili? Çıkarıldığı yere gidip, orada çalışan, inceleyen, tarihleyenlere sorsana? Tabi sen bulamadın diye somut bulgulara palavra de!

  66. kodoman Says:

    Kimlerle uğraşıyoruz ya… Fosilin ne olduğu belirlenmiş kim tarafından Harun Yahya! Kaynak var mı yok! Yengeç olabilir, yengeç eski bir filuma dahildir, ancak günümüzdekiyle aynı diyemez! Yaratılan yankı, “gençlerimiz bu saçmalıkları okuyup, kandırılmasın” şeklinde, var mıdır bunun dışında herhangi bir yankı! Gösterde görelim(bu arada ingilizce biliyorum, almanca bilene hızlı ulaşırım, fransızca ve ispanyolca 1-2 saat sürer, uyarayım dedim…). Sen Harun Yahya’nın siteleri dışında o kitap hakkındaki “yankı”lara baktın mı? Zannetmiyorum…
    Fosilin etiket ismi verilse oradan araştıracam ama… Yanlış hatırlamıyorsam, “80 million years old china tiger cat fossil” diye aratmıştım. Elimde başka ipucu yoktu n’apayım… Somut bulgu? Fotoğrafın altına 80 milyon dedi diye somut mu oldu? Sen en iyisi bi’ çay koy gel kendine :)

  67. Da Vinci Says:

    Kodoman’ın dediği gibi iki resim koyuyor ve biribirini andırıyor diye “bakın tamamen aynı, hiç değişmemiş” diyor. HY kim ki bunu söylemek hakkını kendinde görüyor? Kaynak dediğim şey bu işte. O fosilin günümüzdeki bir canlı ile tamamen aynı olduğunu ve hiç değişmemeiş olduğunu gösteren bir kaynak olmalı. Fosil üzerinde birileri inceleme yapıp bu sonuca varmış olmalı. Bununla ilgili kaynak soruyorum. Böyle bir kaynak yok sadece HY’nin sözü var. Kusura bakma ama böyle bir konuda HY’yi ciddiye alıp kaynaksız sözlerini kabul edecek kadar henüz bunamadım.

    Ayrıca evrim teorisine göre canlılar hep değişmek zorunda değildir. Bu da heralde HY’nin uydurmalarından biri. Bir canlı çevresiyle uyumu içindeyse, değişmesi için bir zorlayıcı güç yoksa değişmeden kalabilir. Oluşan mutasyonlar canlıya yaşam mücadelesinde avantaj sağlayacak türden şeyler değilse veya avantaj sağlasa bile önceki haldekilerin yok olmasını sağlayıcı bir çevresel faktör yoksa değişmeden milyonlarca yıl kalmaması için bir sebep yok demektir.

  68. kodoman Says:

    Bu arada, belki ilginizi çeker:
    http://www.cat-olholics.com/cat-history.php

  69. Samet Says:

    GERÇEK bey.

    Söylemek istediklerinizi karşınızdakiler umursamıyor belli, rahat olun. İster anlasınlar ister anlamasınlar.

    Evricilere göre bir canlıya trilyonda bir ihtimalde ancak faydalı özellik kazandıracak(!) mutasyonların ihtimali önemli değildir. Onlara göre şimdiki tüm canlıların oluşması için mutasyonların bolluğu, zayıf olanların da doğal seleksiyonla elenmesi, izolasyonla gen havuzundaki varyasyonların açığa çıkması yeterlidir.

    Onlara göre bu mutasyonların kaynağının bir önemi yoktur.

    Onlara göre bu mutasyonlar sağlam canlı oluştuktan sonra ona bir daha isabet edip bozmaz. Canlı bir kere sağlam yapı kazandı mı ona bir daha bir şey olmaz. O yüzden hayat daha düzenli hale gelir.

    Onlara göre Harun Yahyanın dünyada 50yi aşkın dile çevrilmiş, binlerce bilimsel bulgunun kullanıldığı 250yi aşkın kitabın içinde filan üniversitede bir tane adam kötü bir şey söylediyse tamamdır, artık o kitapların hiç bir değeri kalmamıştır, zira bilimsel merci(ler) tarafından çürütülmüştür (!)

    Onlara göre Harun Yahya ismi kötü işlere karışmış, çıkarcı yobazın tekidir. Mahkemeler sonunda iftira atılmış olmasının açığa çıkması, verilen beraatler ömrü billah Harun Yahya’yı aklamaz, aklayamaz. Bir kere kötülüğünden şüphe edildiyse kötüdür o artık.

    Onlara göre sürüngenler sinek avlamaya çalışırken kanatlanıp uçmuşlar ama kediler şanssız oldukları için onca zamandır kuş peşinde koşmalarına rağmen bir türlü kanat sahibi olamamıştır. Sineklerin nereden geldiği, kanatlarındaki ve vüdutlarındaki aerodinamik yapı, mükemmel fizik, göz ardı edilebilecek kadar önemsizdir. Nasıl olsa onlar da bir şekilde evrimleşmiştir, ilerde ona da bir senaryo yazarlar.

    Onlara göre ilk hücrenin nasıl oluştuğu evrimi pek alakadar etmez ama bu konuda yapılmış başarısız bir deney varsa da o deneye sarılmak ve yanlışlarını gizleyip, devede kulak kadar bir yerine gösterip buna BAŞARI demek çok önemlidir.

    Onlara göre Einstein “Bilimsiz din kör, dinsiz bilim topaldır” derken hata etmiştir, en doğru bilim en materyalist olandır. Onlar Einstein’dan daha iyi bilirler.

    Onlara göre bilimadamlarından gelen başarısızlık itiraflarının bir önemi yoktur. Nasıl olsa söylediklerinin kıyısında köşesinde sığınabilecekleri bir boşluk bırakmışlardır. Nasıl olsa bir senaryo tutmazsa başka senaryo yazılır. AMa evrimin geçerliliği mutlaktır (!) hatalı olan sadece senaryodur.

    Onlara göre insanların diğer canlılardan farklı olarak hem uçabilmesi hem yazı yazabilmesi, hem interneti meydana getirmesi, hem hastaneler açması, doktorlar hemşireler yetiştirmesi, teknoloji denen bir şeye sahip olması, eğitim ve öğretim yapabilmesi, okullar üniversiteler açması, denizaltılar yapması, dalgıç olup deniz dibini inceleyebilmesi, laboratuarlar kurup deneyler yapması, kendini oluşturan hücreleri inceleyebilmesi, hayatın nasıl başladığı, insanın var oluş gayesinin ne olduğunu düşünebilmesi sadece EVRİM le oluşmuş şeylerdir. Bir önemi yoktur, diğer canlılar da o kadar evrimleşseydi onlar da yapardı. İnsanlar da bu hayatın içinde sadece varolma, üreme görevini yerine getiren bir organizmadan ibarettir, az önce saydıklarım insana ayrı bir mahiyet yükleyemez.

    Onlara göre güneş etrafında dönen gezegenlerin bu kadar ölü, bu kadar yaşanılamaz olmasına rağmen, Dünya’nın hayret verir derecede hayat dolu olması bir mesaj niteliğinde değildir, tesadüfen olmuştur.

    Onlara göre bigbang’den önce ne olduğu önemli değildir, zira bilim var olanı inceler, olmayanı değil. Halbuki “olmayan” derken bile kainatın tıpkı 1400 yıl önce indirilen Kur’an-ı Kerîm’de bildirildiği gibi yoktan var olduğunu itiraf ettikleri fark etmezler, etseler de önemi yoktur.

    Onlara göre tavuskuşu da evrimleşmiştir, elektrikli deniz canlıları da evrimleşmiştir, sadece nasıl evrimleştiği bilinmemektedir. Bu evrim teorisini hiç bir şekilde çıkmaza sokmaz, nasıl olsa onlara da bir gün senaryo bulunur.

    Onlara göre ayılar bile balinaya dönüşebilir.

    Onlara göre anatomik benzerlikler kesinlikle evrim kanıtıdır ama yüzmilyonlarca yıldır canlılar fosillerle aynı anatomik özellikleri gösterse bile kesinlikle yaratılış kanıtı değildir, fosildeki canlı ile eldeki canlı arasında mutlaka evrimsel fark vardır, olmak zorundadır ama biz göremiyoruzdur.

    Sayıyım mı daha..?

  70. Da Vinci Says:

    Samet bey,

    Evricilere göre bir canlıya trilyonda bir ihtimalde ancak faydalı özellik kazandıracak(!) mutasyonların ihtimali önemli değildir. Onlara göre şimdiki tüm canlıların oluşması için mutasyonların bolluğu, zayıf olanların da doğal seleksiyonla elenmesi, izolasyonla gen havuzundaki varyasyonların açığa çıkması yeterlidir.

    Onlara göre bu mutasyonların kaynağının bir önemi yoktur.

    Onlara göre bu mutasyonlar sağlam canlı oluştuktan sonra ona bir daha isabet edip bozmaz. Canlı bir kere sağlam yapı kazandı mı ona bir daha bir şey olmaz. O yüzden hayat daha düzenli hale gelir.

    Sanırım siz mutasyonların ne kadar sık olduğunun farkında değilsiniz. Mutasyonlar kendiliğinden de olur. Hücre bölünmelerinde çok sık karşılaşılır kopyalama hatalarıyla. Kopyala sırasında meydana gelen hatalar da mutasyondur. http://www.talkorigins.org/faqs/mutations.html adresindeki yazıda mutasyon çeşitleri, nasıl gerçekleştikleri ve etkileri anlatılmaktadır. Bu yazının Türkçe çevirisini kısa bir süre sonra http://www.evrim-teorisi.org sitesinde bulabileceksiniz. Yazı siteye eklendiğinde size haber veririm de mutasyonlarla ilgili birşeyler öğrenirsiniz. Bu çok önemli bir konu. Mutasyonların neden ve nasıl olduğu ve ne tür etkilere yol açtığı gerçekten önemli bir konu.

    Onlara göre Harun Yahyanın dünyada 50yi aşkın dile çevrilmiş, binlerce bilimsel bulgunun kullanıldığı 250yi aşkın kitabın içinde filan üniversitede bir tane adam kötü bir şey söylediyse tamamdır, artık o kitapların hiç bir değeri kalmamıştır, zira bilimsel merci(ler) tarafından çürütülmüştür (!)

    Samet bey bu işler paraya bakar. Parayı veren düdüğü çalar. Maddi kaynak olduktan sonra 50 dile de çevrilir 150 dile de. Hele bir de kitapların konusu evrim gibi bazı insanların dini gerekçelerle karşı çıktığı bir konu ise. Filan üniversiteden bir tane adam kötü birşey söylemiş. El insaf. Evrim konusunda uzman hangi bilim adamı çıkıp da HY’nin söylediklerini tasdik etmiş. İnsanların işi gücü var. Her bilim adamı, akademisyen kalkıp HY’nin çarpıtmalarını açığa çıkarmakla, 100′lerce kitaptaki 10 binlerce yanlışı insanlara açıklamakla uğraşmak zorunda mı? Çoğu kişi ciddiye bile almıyor. 3-5 tane yanlış olsa bunları tek tek inceleyip doğrularını gösterirler de olay orda bitmiyor. 10 binlerce çarpıtmayla tek tek uğraşacak değiller. Mesela Prof. İzzet Duyar insan evrimi konusunda ufak bir çalışma yapmış. Yine daha önce belirttiğim gibi Bilim ve Gelecek dergisi 2 sayısını tamamen HY’ye ayırdı ve uzun uzun yanlışlara, çarpıtmalara değindi. Onları yazanlar da sıradan insanlar değil bilim adamları, akademisyenler.

    Onlara göre sürüngenler sinek avlamaya çalışırken kanatlanıp uçmuşlar ama kediler şanssız oldukları için onca zamandır kuş peşinde koşmalarına rağmen bir türlü kanat sahibi olamamıştır. Sineklerin nereden geldiği, kanatlarındaki ve vüdutlarındaki aerodinamik yapı, mükemmel fizik, göz ardı edilebilecek kadar önemsizdir. Nasıl olsa onlar da bir şekilde evrimleşmiştir, ilerde ona da bir senaryo yazarlar.

    Ne güzel senaryo yazıyorsunuz. Kendi yazdı kendi yönetti kendi oynadı. Tam bir sanatçıymışsınız Samet bey. İnsanın başkaları tarafından kandırılmasından daha kötü birşey varsa o da insanın kendi kendini kandırmasıdır.

    Onlara göre Einstein “Bilimsiz din kör, dinsiz bilim topaldır” derken hata etmiştir, en doğru bilim en materyalist olandır. Onlar Einstein’dan daha iyi bilirler.

    Burdan “Einstein en iyisini bilir, ne dese doğrudur” sonucu mu çıkarmamız gerekiyor?

    Onlara göre bilimadamlarından gelen başarısızlık itiraflarının bir önemi yoktur. Nasıl olsa söylediklerinin kıyısında köşesinde sığınabilecekleri bir boşluk bırakmışlardır. Nasıl olsa bir senaryo tutmazsa başka senaryo yazılır. AMa evrimin geçerliliği mutlaktır (!) hatalı olan sadece senaryodur.

    Evrimin olduğunu gösteren sayısız delil varken olmadığını düşünmek için bir sebep yok. Elbette evrim bilimsel bir gerçektir. Evrim teorisi de evrim gerçeğini açıklamaya çalışır. Açıklamaya çalışırken arada yanlış tezler ileri sürülmüş olabilir. Yanlışlar deneylerle, gözlemlerle test edilir ve yanlışsa elbette elenir. Yanlışlar bilimin içindedir. Bunda garipsenecek birşey yok. Bilim admaları yanlış yolda olduklarını gördüklerin o yoldan vazgeçerler ve yeni bir açıklama bulmaya çalışırlar. Bu çok doğaldır. Tabi siz bilimsel düşünce ve çalışma yöntemlerinden habersiz olduğunuz için bunları garipsemeniz çok doğal.

    Onlara göre tavuskuşu da evrimleşmiştir, elektrikli deniz canlıları da evrimleşmiştir, sadece nasıl evrimleştiği bilinmemektedir. Bu evrim teorisini hiç bir şekilde çıkmaza sokmaz, nasıl olsa onlara da bir gün senaryo bulunur.

    Hangi tür olduğu önemli değil size göre herhangi bir canlının nasıl evrimleştiğinin bilinmiyor olması demek evrim teorisinin tamamen çökmesi ve evrimin olmadığını ve tüm canlıları oldukları gibi Tanrının yarattığını mı gösterir? Muhteşem bir bilimsel yaklaşım. Tebrik ederim.

    Onlara göre ayılar bile balinaya dönüşebilir.

    Darwin böyle birşeyi kitabının ilk baskısında ileri sürmüş ama daha sonra bu düşünceden dönerek sonraki baskılarda bunu kitabından çıkarmıştır. Bugün de hiçbir bilim adamı böyle bir düşünceyi savunmaz. Zaten Kodoman’ın bu konudaki yazılarına bakarsanız bu konunun aslında oldukça iyi bir şekilde aydınlatıldığını görürsünüz.

    Onlara göre anatomik benzerlikler kesinlikle evrim kanıtıdır ama yüzmilyonlarca yıldır canlılar fosillerle aynı anatomik özellikleri gösterse bile kesinlikle yaratılış kanıtı değildir, fosildeki canlı ile eldeki canlı arasında mutlaka evrimsel fark vardır, olmak zorundadır ama biz göremiyoruzdur.

    Çevre koşullarının değişmediği bir ortamda doğal seleksiyon canlıları oldukları gibi tutma eğilimindedir. Çevresiyle uyum içinde olan bir canlının büyük evrimsel değişiklikler geçirmesi için itici bir güç yoktur. Çevresel koşulların aynı kaldığı ortamlarda canlıların evrimleşmemesi de doğaldır. Bunun yaratılış için bir kanıt gibi gösterilmesi doğru olmaz. Eğer öyle olduğunu düşünüyorsanız değişen binlerce türün de yaratılışa karşı birer kanıt olduğunu kabul etmeniz gerekir. Öyle değil mi? Tekrar söylüyorum: Evrim teorisine göre canlılar devamlı olarak morfolojik değişim içinde olmak zorunda değildir. Çevresel etmenler değişmiyorsa ve canlı çevresiyle uyum içindeyse evrimsel değişimi zorlayacak bir faktör yok demektir. Böyle ortamlarda değişimler olabilir ama olmak zorundadır diye birşey söylenemez.

  71. Samet Says:

    Da Vinci bey, pkuyup emek gösterip tek tek cevap vermişsiniz teşekkür ediyorum. Verdiğiniz cevapları ben yazıyı yazarken tahmin etmiştim zaten. Mesela mutasyon konusundaki soruma verdiğiniz cevapta mutasyonların kaynaklarından bahsetmişsiniz. Benim asıl öğrenmek istediğim, rastgele gelen bu mutasyonların sağlıklı bireyleri bozabileceğinden niçin bahsedilmeyişiydi. Sağı sou belli olmayan mutasyonların nasıl mükemmel bir düzen oluşturacağıydı. O konuda cevap alamadım.

    Ben size Harun Yahya’nın eserlerinin dünyadaki yankılardan çok azını buraya yazıyım:
    ARUN YAHYA’NIN YARATILIŞ ATLASI’NIN AVRUPA’DA ETKİSİNİ
    GÖSTEREN HABERLERDEN ÖRNEKLER

    - 2 şubat 2007 tarihli Le blog d’Yves Daoudal kişisel sitesi Yaratılış Atlası ile ilgili haberi “Darwinist Panik” başlığı ile vermiştir.

    - Belçika’da yayınlanan A Voix Autre isimli gazetede Harun Yahya’nın Yaratılış Atlası isimli eserinin Fransa’da oluşturduğu etki, “Kulisler arkasında yaşanan panik!” ve “Yaratılışçı literatür hiçbir dönemde bu kadar güçlü olmamıştı” ifadeleriyle yer almıştır.

    - Le Nouvel Observateur dergisi, Yaratılış hareketinin en önemli temsilcisi olarak, “uluslararası Harun Yahya yayınlarının da katkısıyla Harun Yahya’nın kendisidir,” açıklamasında bulunmuştur.

    - 2 Şubat 2007 tarihli Le Figaro gazete